Agatha Christie'nin Okuduğum Kitapları

agatha christie kitapları
Bir gün ne okusam diye internette araştırma yaparken Agatha Cristie'nin  kitapları hep karşıma çıktı. Ve özellikle On Küçük Zenci adlı kitabıyla ilgili övgü dolu yorumlar görünce bu yazarın kitaplarını okumaya karar verdim.

Kitapları kısa. Akıcı. Temposu, üslubu, tarzı aynı. Bu yüzden  fazla hayal kırıklığına uğramıyorsunuz.

E- kitap olarak okuduğum için gözlerim bazen isyan  ediyor. Böyle durumlarda  ara vermek zorunda kalıyorum. Kitaplarını  en kısa süre bir gün, en fazla üç günde  bitiriyorum.

Yazarın kitaplarını karışık okuyorum. Dedektif Poirot'un olduğu kitaplar arkası yarın şeklinde olmadığı için rastgele okumanın sorun olmadığını söyleyebilirim. Her kitapta farklı bir tema, olay var.

Aşağıda kitap isimlerinin yanına kalp simgesi koydum. Maksadım, Agatha Christie'nin en sevdiğim kitaplarını belitrmekti .


Dersimiz Cinayet: 1923.
 Hercule Poirot ve Arthur Hastings'in olduğu roman. Bu kitabı zevkle okudum. Ancak sonu ilginçti.  Siz de okuduğunuz da aynı izlenime kapılabilirsiniz: Gerçek katil bulunana kadar başınız dönüyor resmen.

💙Roger Ackroyd Cinayeti:(1926)
Dedektif Hercule Poirot karakterinin yer aldığı diğer roman. Bu kitabı çok beğendim. Katilin kim olduğunu biraz sezer gibi olsam da toz kondurmak istemedim. Anlatıcının üslubu da beni etkiledi. Birbirini tanıyan küçük bir yer ve  samimiyetin olması  romanı beğenmemde en önemli etkenlerden.

Daha önceki basımında ''Ölümün Sıcak Eli" olarak yayımlanmış.


💙 Ölüm Çığlığı:  (1930)
Yazarın diğer ön plana çıkmış karakteri Miss Marple bu romanda yer alıyor.  Bu kitabı da beğenmiştim. Kasabada birbirini tanıyan insanların olması. Anlatıcının üslubu bu kitabı sevmememe  neden oldu.

Acı Kahve: (1930)
 Tiyatro oyunundan  romana çevrilmiş kitabı. Ünlü dedektifimiz Poirot bu romanda karşımıza çıkıyor. İlk okuduğum Agatha Christie kitabı.

💙 Kanatların Çağrısı: (1933)
Kısa öykülerden oluşan bir kitap. Genelde bir çok öykülerin bir arada olduğu kitapları okumayı sevmiyorum aslında. Ancak bu eseri çok beğendim. İzlediğim korku- gerilim filmlerinin demek kaynağı bu kitapmış, dedim. İçindeki bazı öyküler  başlı başına bir kitap olacak kalitede.

Ölüden Mektup Var (Sessiz Tanık) : 1937  Hercule Poirot ve Arthur Hastings.  Güzel bir kitap.

💙 On Küçük Zenci: (1939) Beğendiğim muazzam  kitaplardan bir diğeri.

Beş Küçük Domuz: (1942) Hercule Poirot.

💙 Cinayet Reçetesi: (1942)
Bu kitabı da  çok sevdim. Yalnız kitabın sonlarına doğru  Agatha Christie'nin meşhur  karakteri olan  Miss Marple kitaba  dahil oluyor. Açıkçası birdenbire kitabın içinde yer alması onun varlığını hissetmekte zorlanmama sebep oldu. Sadece isim ve olay örgüsünü aydınlatan biri olarak yer alıyor. Pekala da bunu dedektif ya da başka bir karakter de yapabilirdi.

 Romanda bu karakter olmasa sanki daha iyi olacağını düşünüyorum. Çünkü   Miss Marrple karakteri çok silik kalmış. Eğer diğer kitaplarını okumasam bu karakter ilgimi çekmez ve bu kim, nerden çıktı diye yadırgayabilirdim. Biraz havada kalmış. Neden bu güzel kitaba bu karakteri sokma gereği duymuş ki. Kitap zaten güzel. Dedektif işi çözseydi keşke.

Sıfıra Doğru: (1944) İlginç bir kitaptı.

💙Şampanyadaki Zehir: (1945) Bu romanı da beğendiğimi söyleyebilirim.

Çarpık Evdeki Cinayetler:( 1949)
Bu romanda tahmin ettiğim kişi katil çıkmadı. İkinci şüphelendiğim kişiymiş. Yani bu kitabın filme uyarlanması  daha güzel olabileceğini düşünüyorum. Görsel izlemek bazı eksikleri gidereceğinden daha etki yaratacağını düşünüyorum.

Şüphemi birisi üzerine o kadar yoğunlaştırmıştım ki...Onun soğuk yansıtılması sonradan da suçlu olmadığını öğrenmek beni tatmin etmedi. Katil belli olsa bile ben hala ilk tahminim çıkacak diye bekledim.

 Sonu  çok etkili. Roger Ackroyd Cinayeti adlı kitabındaki gibi katil sizi sarsıyor. Özellikle yakınlarının samimi, iyi insanlar olmasına vurgu yapılması  çok etkileyiciydi. Ancak bu  romanda yakınlarının çok fazla sarsılmaması ya da bu etki verilmemesi, bu olayı inceleyen müfettişin olayı kestirip atması sanki olmadı gibi...

İsimler de çok zorladı beni. İsimleri bırakıp kimden bahsedildiğine odaklandım. Kitap aslında beğeneceklerim arasına girecek potansiyele sahipti.

Sonuncu Kurban: (1956) Hercule Poirot.

Elmayı Yılan Isırdı:(1969) Merakla okuduğum bir kitap. Hercule Poirot.

Filler de Hatırlar: (1972) Hercule Poirot.

Cinayetler Kapısı ( Kader Kapısı): 1973
Bu kitap sürükleyici; ancak sonu beni pek etkilemedi. Tabii bunun sebebi geçmişte olan bir olay olması da olabilir. Ajan olan Tommy ve Tuppence çifti başrollerde.

Kitabıma İsim Arıyorum Diyenler için

kitap isim önerileri
 Bir kitabın ismi de  kapağı da  önemli diye düşünüyorum. Yaşadığım bir örnekle izah edeyim:

Elif Şafak'ın, Aşk adlı kitabını almış bizimkiler. İsmi ve kapağı görünce biraz hayal kırıklığı yaşadım. Hele o pembe rengi var ya...İsmi de Aşk olunca... resmen bana biraz pembe dizi kıvamında bir kitap havası vermişti.

O kitap yıllarca bir kenarda durdu. Evde okumadığım bir o kitap var. İçine göz atıyorum. Mevlana ve Şems isimleri geçiyor. Yani içerik de farklı gibi. Bir gün can sıkıntısından önyargılarımı yıkıp kitabı okumaya karar verdim. Ve bayağı Şems'ten etkilendiğimi belirtmek isterim. Kitap sürükleyiciydi.

 Bu kadar güzel bir içeriğe bu ismi ve kapağı hiç yakıştıramadığımı itiraf etmeliyim... Bu kitabı okuduğumda aslında içinde yer alan başlığın kapak başlığı olması gerektiğini düşünmüştüm: Aşk Şeriatı.

Yazar sonradan koyu renkli kitap da bastırmış. Erkekler için. Kapağını saklıyarak okuduklarını görmüş yanlış hatırlamıyorsam. Bu yüzden bir başka basımı da koyu renkli çıkarmış.

  Gerçi aşk kitabı okuyanlar da azımsanmıyacak kadar çok. Kimbilir belki onları hedef kitlesi düşünerek bu isme ve renge karar verdi yazar. Durum böyle ise bu eleştirim ciddiye alınmasın.

Aşk kitabı sevenlere hiçbir eleştirim yok. Yanlış anlaşılmasın. İstediğini okumakta herkes özgür.
Kimseyi de küçümsemem. Zaten hemen hemen tüm romanlar aşk üzerine kurulu. Tabii anlatımdan anlatıma fark var.

 Burada ifade etmek  istediğim herkesin kendine özgü ilgi alanları var. Kitap ismi,  kapağı ve rengi az çok size bu konuda bilgi veriyor. Siz de ona göre seçim yapıyorsunuz.

Bir diğer örnek ise bir filmden vermek istiyorum: 'Sarsıntı' adlı filmi izlemiştim yıllar önce. İsim tam olarak filmi ifade etmekten ziyade filmle dolaylı bir ilişkisi var. Adını da filmi de çok beğenmişim.

kitabıma isim arıyorum Sonra  Filmin devamı çekildi. Yer Canavarı 2-3-4...gibi. Sizce Sarsıntı mı güzel, Yer Canavarı mı? Sarsıntı ne ile karşılaşacağını bilmiyorsunuz.

Yer Canavarı filmi size her şeyi anlatıyor. Eğer ilk filmi bu isimde koysalarda izlememek için bahaneler bulabilirdim. İçeriği, espirileri de kıvamında güzel bir film oysa.

Trende Panik, Gemide Panik, Uçakta Panik.. film isimleri duyunca maalesef hiç izleyesim gelmiyor.

İşte ben de kitap isimlerini ve kapak resimlerini dolaylı olanlarını seviyorum.

Örnek; Yıllar yıllar önce Kırmızı Pazartesi adlı kitabı okumuştum.İsim de kapağı da hoştu. Ve şimdi yeni basımlarındaki kapakları görünce benim pek hoşuma gitmiyor.

Neyse şimdi beğendiğim kitap isimlerine gelelim:
Jane Eyre: Kitaptaki baş karakterin ismi.
Harry Potter yine baş karakterin ismi iyi seçilerek kitaba verilmiş.
Emma, Anna Karenina, Madame Bovary, Sherlock Holmes gibi..  Bu örnekler çoğaltılabilir. Baş karakterin isimleri bu örnektekiler  gibi iyi konulmuşsa kitap adı olarak da tercih edilebilir.

Uğultulu Tepeler: Bence muazzam kitap isimlerinden.
Rüzgar gibi Geçti: Size yine kitabın ana konusunu vermediği için isim tıpkı içeriği kadar farklı.
Çalıkuşu: En sevdiğim kitaplardan. İsmi hem orijinal, hem de kitabın konusunu deşifre etmiyor.
Yüzüklerin Efendisi:  İyi seçilmiş isimlerden.
Toza Sor: Belki kitap ismi içeriği ile  alakası çok az olabilir; Ufacık bir yerde bahsedilse de ne alaka ismiyle demedim.
Bülbülü Öldürmek: Yanlış hatırlamıyorsam Atticus ufak bir yerde bülbül ile ilgili birkaç söz ediyordu. Yazarın yapımcısı kitabın ismini Atticus konmasını istemiş. Yazar değiştimek istememiş. Atticus'u  karakter olarak çok beğenmiştim. Kitap ismi olarak konsaydı da olabilirdi, ancak ben Bülbülü Öldürmek ismini de beğendim.

Dönüşüm: Bazı yerlerde Değişim olarak da basımı olduğunu gördüm. Ancak Dönüşüm ismi cuk oturmuş. Kesinlikle iyi bir isim.

Sefiller, Büyük Umutlar, Yüzyıllık Yalnızlık beğendiğim kitap isimleri.

Yaprak Dökümü: Kitabı okumadım. Eski Trt yapımı diziyi izlemiştim. Yine bu isim zihnimize yer etmiş klasiklerden.

Andre Gide'nin Pastoral Senfoni adlı kitabı Beethoven'ın eseriyle aynı adı taşır. Kitapta  kör bir kıza renkleri Bethoveen'ın bu senfonisiyle  anlatılmaya çalışır.

1984: Distopya türünün en iyi kitaplarından. Yazar, kitabı  yazdığı yıl, 1948'in son iki rakamını değiştirerek koymuş. Aslında kitap için  Avrupa'daki Son Adam düşünülen bir isimmiş.

Aşkı Memnu: Aslında Yasak Aşk demekmiş. Kitabın ismi bu olsaydı bu kadar iyi olur muydu? Bilemiyorum.

Ben daha çok gizemli isimleri seviyorum sanırım. Kapak resmi içinde geçerli.
Hatırlatma: Burada anlattıklarım kendi düşüncelerimi, kendi tercihlerimi yansıtıyor. Kısaca bana özgü fikirler.

 Kitap İsim Arayanlar için Önerilerim:
kitabıma isim arıyorum
 Buraya kadar güzel güzel yazdım. Bu noktaya gelince şüphelerim oluşmaya başladı.Şimdi bir kitabı okumadan nasıl isim örnekleri sunabilirim ki?

Yukarıda yazdıklarım kitabınıza isim koyarken size biraz da olsa yol gösterici olacağını düşünüyorum. Maksat size  fikirler vermekti.

Kitabın içeriğini bilmeden isim önerisinde bulunmanın ne kadar doğru olur düşüncesi içerisindeyken aklıma daha makul bir fikir geldi: Mesela yayımlanmış kitapların ismini ben koysaydım ne olurdu, sorusuyla kitap ismi arayanlar için bir nebze örnekler sunabilirim.

Şatodaki Kadın: Bu kitap günlük ve mektuplardan oluşuyor. Gizemli bir kadın, oğlu ile şatoya yerleşiyor. Komşular bu gizemli kadını merak ediyor. Gizemli Kadın, Dedikodu, Yanılsama, Yanlış Seçim...

Not: Örnekler bulmaya çalışırken kitabın orijinal isimlerinin aslında en iyisi  olduğunu da bizzat gördüm.

Agatha Christie kitaplarını şu sıralar okuyorum. Polisiye kitaplar için bir nevi önerilerim olacak.

Şampanyadaki Zehir adlı roman için ismi ben koysaydım ne olurdu? Sorusuna: Rosemary, Anı, Şüphe, İz Peşinde...

Cinayetler Kapısı: Defneli Köşk, Şifre, Geçmişin Tozu, Yaşayan İzler, Geçmişin Ruhu ... 

On Küçük Zenci: Ada,  Acı Gerçek, Tesadüf...

Beş Küçük Domuz: Resimdeki İz, Aldanış, Gerçeğin Peşinde, Geçmişin Lekesi... 

Ölüden Mektup Var: Bu kitabın Sessiz Tanık olarak basımı da var. Miras, Aile Yadigarı, Görünmez Kaza, Mektup...

Dersimiz Cinayet: Karmaşık,  Son Sanık, Suç Zinciri, İnce Plan, Detay, İnce Detay...

Elmayı Yılan Isırdı: Elma Oyunu, Görgü Tanığı, Yalancının Mumu, Geçmişin Gölgesi, Elma Ağacı, Yanlış Tanık...

Roger Ackroyd Cinayeti: Bu kitabın önceki basımı Ölümün Sıcak Eli olarak yayımlanmış. Benim fikirlerim şöyle: Mavi Zarf,  Şantaj...

Reşat Nuri Güntekin: 

Selma ve Gölgesi: Geçmişin Gölgesi,  Etki, Gizem...

Hemen Çıkma Oranını Düşürmek için Neler Yaptım?

hemen çıkma oranı blog
Bir sorunla karşı karşıyayım. Ziyaretçi sayım artarken hemen çıkma oranım da arttıkça artıyor. %77 çıkma oranı %90' lara ulaşmış durumda. Ve gittikçe de bu durum yükseliyor.

Hemen Çıkma Oranını Düşürmek için önerilerden şu ana kadar uyguladıklarım :

1-Linkleri otomatik olarak yeni pencerede Açmak: 

Link verdiğim sayfaları yeni sekmede açmak için bloguma kod ekledim. Ama hala hemen çıkma oranı düşmeyi bırak artmaya devam ediyor. Şunu belirtmemde fayda var. Ziyaretçi sayım da arttığı için bu yaptıklarım belki işe yaramıyor gibi görünebilir.

Aslında bu her durumda önemli bir konu. Bir blogda link verilmiş. Tam yazının ortalarında tıklıyorsunuz. Ve o sayfadan çıkıyorsunuz. Ziyaretçi için geri almak biraz zor gelebilir. Yeni bir sayfada pencere açılması hem ziyaretçi için daha kolay hem de sayfanıza gelen kişi hala sayfanızda zaman geçiriyor görüneceği için site sahipleri için iyi bir durum.


2- Benzer Yazılar Eklentisi:

Bunu zaten önceden eklemiştim. Yazının altında benzer yazılarla ilgili yazılarım görülüyor. Bu da mühim konulardan. Ancak bu, istediğim orana  düşmesini sağlamadığı için daha farklı bir yönteme  ihtiyacım olduğunu bariz şekilde gösteriyor. Ama ne? Bunu bulacağıma inanıyorum. Yazımı okumaya devam edin. Öğrendikçe buraya  yazacağım. Bu yazım yayımlanmışsa bilin ki birazcık da olsa yol katetmişim demektir.

3-Seo Uyumlu Tema:

Tavsiyeler arasında seo uyumlu tema kullanmak öneriliyor. Hızlı açılan  bir tema olması da mühim. Önceden olsa üşenmem sıfırdan başlar. Kodmuş, eklentiymiş düzenleyip  başlardım. Şimdi bunu yapmak beni düşündürüyor. Kodlar, eklentiler, düzenlemeler yapmışken bir noktaya getirmişim blogu. Yeni bir tema bu noktada doğru olur mu?  Hatırlamadığım  düzenlemeler var bir de tabii.

Ben blogger şablonunu kullanıyordum. Bu, seo uyumlu olmayacak da ne olacak diye düşünerek, blogger ın şablonuna güvendim.(Bu yazıyı yazdığımda temalar eskiydi. Yakın zamanda Blogger'a yeni, farklı temalar eklendi.Tema puanı da bayağı iyi. Bendeki şans işte.)

Tabii ziyaretçiler temayi beğenmediğinden de bu durum yaşanıldığı ile ilgili yazılar okuyunca tema arayışina  girdim. Bir tema buldum. Blogumda şu an görülen. Maalesef o da kodlarda değişiklik yapmak külfetli oluyor benim için. Bu işi hep ağırdan aldım. Blogum belli bir yere gelmişken artık tema değişikliği riskini alamıyorum. Blog açacaklara tavsiyem tema konusunu başlarda halledin.

4- Sayfa Açılış Hızı:

Sayfanın açılış hızı yavaş olması hemen çıkma oranını etkileyen faktörlerden. Google hız testinde blogumu test ettim. Ancak oradaki bazı uyarıları anlamadığım için nasıl düzelteceğimi bilmediğim için pek fazla bir şey yapamıyorum.

Anladığım şey resim küçültme. Onları bi düzeltebildim. Sayfa açılış hızını resim boyutları etkileyebiliyormuş.  Online resim küçültme sitelerinde tüm resimleri sıkıştırıp kullanıyorum.
 Temamımı  değiştirmemin diğer bir sebebi bu. Sayfa açılışı hızlı olan bir tema yükledim.

5-Spam Ziyaretçiler:

Bir bu konu kaldı. Ben ziyaretçi sayım arttı diye memnunken bu ziyaretçiler arasında zararlı olanları olabiliyormuş.
 Hemen çıkma oranını etkiliyormuş. Benim bloguma spam ziyaretler olduğunu bazen görüyorum. Keşke google bunu engellese. Şimdilik bunu es geçiyorum.

6-Hemen çıkma oranını düşürmek için bir yöntem keşfettim: Bir sitedeyken sayfanın yenilendiğini fark ettim. Çok sinir bozucuydu. Site sahibi bunun farkında değil mi diye söylenirken diğer bazı sitelerde de  aynı şeyin olduğunu fark ettim. Araştırdığımda hemen çıkma oranını düşürmek için kullanılan yöntemlerdenmiş.(İyi ki uyarmaktan vazgeçmişim.)

Hemen çıkma oranım %90 larda olmasına rağmen bu yöntemi kullanmak istemiyorum. Çünkü bir sayfada geçirilen süre de önemli olduğunu düşünüyorum. Eğer sayfa yenilenirse bu süre kısalarak blog değerini düşürme ihtimali geliyor aklıma o yüzden buna yanaşmıyorum.


7-Evet gelelim %91 ulaşmış hemen çıkma oranımı %90'a sabitlemeyi  nasıl başardım. Bir yandan ziyaretçi artarken bunu başarmak bence marifet.
(Taslak halinde yazım uzun süre duruyordu. Başlarda %90 oran, bu yazıma devam etme kararı aldığımda%91 olmuştu. )

Birkaç yazım o kadar uzamıştı ki artık yeni bir sayfadan devam etme gerekliliği hissettim. Ve yazımın devamına link vermemle sanırım bu oranın düşmesini sağladı. En çok ziyaretçi çeken birkaç yazımı bu şekilde yaptım. Ayrıca yazılarımını sonuna benzer yazılarımın linkini  ekledim.

8-Yine bu konuda bir şey daha yaptım. Hep kafamı kurcalayan bir şey vardı. Yazılarımın sıralamalarını değiştirmek mümkün mü?

Bazı yazılarım ziyaretçi çekiyor. Ve bu yazılarımın bir önceki ve sonraki yazılarıma da bakıldığını fark ettim. Ancak şöyle bir sorun var alakasız yazılar olduğu için bu beni biraz rahatsız etmeye başladı.

Bu konuda bir yöntem var mı diye araştırdım, varmış. Bunu söylemek istemiyorum. Çünkü mesuliyet almak istemiyorum. Benim bloğum olduğu için deneme yapmakta bir sakınca görmedim. Çok risk almadan şu konuya önem verdim.

Ziyaretçi çekmediğini düşündüğüm yazılarımda oynama yaptım. Diğerlerine dokunmadım.Benzer yazılarımı birbiri ardına getirdim.

Tarihi geriye değil, ileriye attım. Ne olur ne olmaz diye. Bu yaptığım oynama bana negatif etkisini de hissetmedim değil. Oyüzden tavsiye etmem.

Site sahibi arkadaşlara bu yüzden uyarım olacak. Yazılarınızı yayımlarken birbiri ile alakalı yazılarınızın pespeşe olmasına dikkat edin. Bu da önemli bir konu. Çünkü bir yazınız çok okunuyorsa bir önceki ve sonrasına da geçiş yapılıyor.

Sonuç olarak bu yaptğım değişiklerle beraber her geçen gün ziyaretçi sayım arttı. Ve hemen çıkma oranını az da olsa düşürmeyi başardım. En azından belli oranda kalmasını sağladım.



Youtube Kanal İsmi ve Blog İsmi Nasıl Bulabilirim?

blog ya da youtube ismi bulma
Böyle bir yazı yazmayı aslında hep  düşünüyordum. Birçok isim önerilerim oldu. Ancak benden  youtube kanal ismi bulmak için öneriler istenildiğinde seve seve bulmaya çalışsam da  isim bulmamın ve isteklere cevap vermemin aslında yeterli olmadığını gördüm.

 Bu yüzden en iyisinin  Blog adı ya da youtube kanalı için isim arayanlara yol gösterici bir yazı yazmak olduğuna karar verdim. Böylece herkes kendi için daha uzun vadede düşünüp fikir yürüterek iyi isimler bulabilir.

Youtube Kanalı ve Blog İsmi Bulmak İçin İpucları:

*Blogunuzu ya da youtube kanalınızı hangi alanda açacağınıza karar verin: Bu önemli. Blog ve youtube ismi bulmak için bu size  çok  kolaylık sağlıyacak.

*Örneğin Kişisel gelişim alanında bir kanal ismi ya da blog ismi düşünüyorsunuz. Bunun için 'gelişim' kelimesi size bir ipucu olacaktır.

Şimdi bir fikir fırtınası yapabiliriz. Mavi kelimesi sevdiğim kelimelerden. Mavi Gelişim bir blog ya da kanal ismi olabilir.

Art aslında yabancı bir kelime ve bu isime karşı da bir sempatim var. Art Gelişim olabilir. Ya da   kişisel gelişimi  tamamen ifade eden Artı Gelişim. Bakın ne kadar kolaylaştı isim bulmak.

Ya da Gelişime Doğru nasıl oldu?

*Diğer bir yöntem ise ne tür kanal ya da blog açacaksanız o alanın içinde kullanılan terimleri ,kelimeleri belirlemek:

 Kişisel Gelişimi yine ele alırsak. Kişisel Gelişim alanında kullanılan kelimeler neler olabilir?: Mutluluk, Başarı, Huzur, Refah, Kariyer,Değişim...vb. Bunları bir kağıda yazın. Beğendiğiniz bir kelimeyi seçin.

Hadi şimdi bu kelimeleri kullanarak örnek isimler bulmaya:

Mutluluk:  Benim Mutluluğum,    İçsel Mutluluk,      Sonsuz Mutluluk   gördüğünüz gibi fikirler aklımıza gelmeye başlıyor. Açıkçası bu isimlerde açılmış blog ya da youtube kanalı var mı diye bakmadım. Benim amacım size fikir bulmak için yöntem sunmak.

 Huzur kelimesi sizin için daha uygun belki:  O zaman  Huzura Doğru ,  İçsel Huzur ...  

Başarı: Başarı Yolu...gibi

*Web konusunda bir blog açmak istiyorsunuz. O konuda donanımlıysanız:

Web kelimesi geçen bir ad olabilir. BilgiWeb, Web Dünyası...

Web içinde kullanılan bunu çağrıştıran kelimeleri bulun bir kağıda yazın: İnternet, tekno, net, sanal....gibi.

Şimdi yapacağımız tek şey  bu terimleri kullanarak ad türetmek: Tekno Yaşam, NetBilgi, Sanal Dünya...

*En önemlisi televizyon seyrederken kitap okurken algılarınızı açık tutun: Blogumun ismi ne olabilir? Youtube adı ne olabilir? sorularını kendinize hatırlatın. Tv izlerken zamanımızı boş yere harcamak yerine bunu avantaja çevirin. Filmler, diziler, programlarda kelimelere odaklanın. Söylenilenleri dinleyin. Size çok fazla kaynak oluşturacaktır televizyon.

*Kitaplar: Kelime dağarcığınızı geliştirmek için muazam bir kaynak. Yine en sevdiğiniz kitabı okurken yukarıdaki soruların bilincinde olarak okuyun. Kimbilir orada geçen bir kelimeyi çok beğeneceksiniz.

*Sözlük: Aslında isim bulma sürecinde sözlüklerden yararlanmak diğer yollardan biri. İçinde kaybolmamak için her gün belli bir sayfayı bu işe ayırmak gerektiğini düşünüyorum.

Tabii beğendiğiniz kelimeleri başka  uyumlu sözcüklerle bir araya getirmeniz de önemli.


Kısaca:

1-Hangi alanda kanal ya da blog açmak istediğinizi belirleyin. Örnek: Kitap

2- O kelimeden yola çıkarak isim türetin. Örnek: Kitap Dokusu, KitapOkur gibi

3-O alan içinde kullanılan terimleri, kelimeleri  belirleyip yeni isimler türetmeye çalışın. Örneğin: Okur, Okumak, Sayfalar, Kapak, Cilt, Sayfa numarası....Belirlediğimiz kelimelerden adlar türetmek:

Mavi Kapak, Sayfalar İçinde, Kalın Cilt...gibi....

4-Tv, radyo dinlerken söylenilen, kullanılan kelimelere odaklanın.

5-Kitap okuyun.

6-Sözlükleri karıştırın.


Tarihteki Önemli Kadınlar

tarihteki önemli kadınlar
Bugün  8 Mart Kadınlar Günü. İnternette kadınlar gününü kutlayan birçok yazı, yorum, mesajlarla karşılaştım. Herkes kendince bu özel günü ifade etmiş.

Aklımda bugünün ehemmiyetine uygun bir yazı yazmak yoktu aslında. Yazmak istesem de  daha farklı ne yazabilirim? diye düşünceler arasında kayboldum.

Sonunda  bu özel günü kendi tarzıma uygun bir yazı ile paylaşmaya karar verdim: Tarihe İsmini Altın Harflerle yazdırmış başarılı kadın mucitler, yazarlar ve sanatçılara yer vererek... Biraz acele ve gelişigüzel oldu. Daha sonra detaylı bir araştırmayla bilgileri güncellemeyi düşünüyorum.

Ünlü Kadın Yazarlar: 

-Jane Austen: Kadınların roman yazmasına pek alışılmamış olduğu yıllarda bu cesareti göstererek kitap yazmış. Aşk ve Gurur kitabıyla ses getirmiş bir yazar. Klasiklere girmiş bu eser birçok yazara, filme ilham olmuştur.

-Charlotte Bronte: Yine Viktorya İngiltere'sinde  kadınların yazar olması doğal karşılanmadığı için takma erkek isimle de olsa  kitabını yayımlamış diğer bir yazar. Jane Eyre adlı kitabı klasikler arasına girmiştir.

-Agatha Christie: İngiliz yazar polisiye edebiyatının en iyi isimlerinden

-Enheduanna:Tarihte bilinen ilk kadın şair ve yazarmış. M.Ö.2300 yıllarında yaşadığı resmi kayıtlara geçmiş.

-Afraben (Afrahat):Dünyadaki ilk kadın romancı.


Mucit Kadınlar:  Kadınların günlük hayatını kolaylaştıran bir çok ürün araç, gereç yine kadınlar tarafından bulunmuş aslında.
tarihteki önemli kadınlar
Ada Byron Lovelace

1-İlk bilgisayar programı: Ada Byron Lovelace 'ya aitmiş.

2-Perma Makinesi: Marjorie Joyner bulmuş.

3-Denizaltı lambası ve teleskobu icat eden  Sara Mather.

4-Günümüzde kullanılan kurşun geçirmez yelek ve yanmayan giysilerin  yapımında  kullanılan Kevları,  Stephanie Kwislek icat etmiş.

5-Josephine Cochrone, bulaşık makinesini icat etmiş. 1886'da patentini almış. Önceleri otellere ve restoranlara satılırken Kadınların iş hayatına girmesiyle evlere de bulaşık makinesi girmiş.

6-Bebek Bezi: Marion Danovan   bu buluşun sahibi. Bebek bezi  ilk kez satışa sunulduğunda bayağı rağbet de görmüş.

7-Marie Curie: Nobel ödülü alan ilk kadın, iki kez Nobel alan ilk bilim insanı. Radyoloji bilimin kurucusu.

Tarihe Damga Vurmuş Sanatçılar:
tarihteki önemli kadınlar
Audrey Hepburn

Audrey Hepburn: Güzelliği ve zerafetiyle dikkatleri çeken ve tüm  dünyada  ikon olmuş  bir sinema oyuncusu.2 kez  Oscar ödülü kazanmış ve yardımsever, iyilik elçisidir.




Elizabeth Taylor


Elizabeth Taylor:  Hollywood filmleriyle tarihe adını yazdırmış, iki kez
oscar ödülü almış başarılı İngiliz oyuncu.





Bu Karakteri Seslendiren Kim Acaba?

pepee yi seslendiren
Pepee: Çok Duyduğum ve ilgiyle izlenen bir çizgi film.
Yazarı Ayşe Şule Bilgiç.

Pepee'yi seslendiren: Ayşe Şule Bilgiç'in yeğeni
Yağız Alp Şimşek. Şimdilerde de yeğeni mi seslendiriyor bilmiyorum. Bir tv programında yeğeninin büyümesine rağmen sesi değişmediği için onun seslendirmeye devam edeceğini açıklamıştı sanırım birkaç yıl önce.

Bebee: Kıraç ve Ayşe Şule Bilgiç'in kızı Iraz Elif Kıraç.

Ekee: Yine çiftin diğer çocukları Çağrı Manas Kıraç seslendiriyor.

Nenee- Şuşu- Maymuş- Kara Karga yı seslediren aynı kişi: Ayşe  Şule Bilgiç.

Gollum: 
gollum seslendirenYüzüklerin Efendisi'ndeki Gollum: İlgimi çeken, bu karakteri seslendiren kim acaba? diye  merak ettiğim; konuşmaları, tarzı, ruhsal durumunun yansımaları bakımından da  zihinlerde yer etmiş, kült olmuş karakterlerden biri..

 Kıymetlimmmm...kıymetlimisss...tısss...Koca mavi gözleriyle bakan ilginç monologlarıyla bana sevimli gelen karakterlerden biri...tabii bazen  korkunç, bazense acıma duygusu uyandıran bir karakter...
Kısaca  filmdeki görüntüsü hem sevimli hem bir o kadar da korkunç.
Dublajını yapan: Bahtiyar Engin

Bahtiyar Engin'in seslendirdiği diğer film ve karakterlerden biri de: Karayip Korsanları - Swain



Alekh'i seslendiren
DeliDivane dizisi: Alekh karakteri çok ön plana çıkmıştı bu dizide.
Hareketler, replikler, mimikler çok başarılıydı. Tabii başarılı olan bir konuda seslendirmeydi. Aleksi karakterine hayat veren sesi çok başarılı bulmuştum. İyi iyi, güzel güzel, arkadaşım ...Fatih Özkul.

Fatih Özkul'un dublaj yaptığı karakterlerden biri de: Lost dizisinde Charlie.

Yine Deli Divane dizisinde Basu karakterini seslendiren:
Birtanem Candaner.
Bu seslendirme sanatçımız pek çok kişiye sesiyle hayat vermiş.Yıllar yıllar önce pembe dizilerinin fırtına gibi estiği dönemlerde ardı ardına Thalía'nın dizileri yayımlanıyordu.

Ben Brezilya dizileri sanırken aslında Thalia'nın Meksikalı olduğunu, dizilerinin de Meksika yapımı olduğunu yeni öğrendim. İşte onun dublajını yine bu sanatçımız yapıyormuş. O zamanı çok hatırlamıyorum ama DeliDivane dizisindeki ses çok net ve gür olarak zihnimde.  Resmen sesiyle oynuyor desem hiç abartmamış olurum.

Birtanem Candaner: Karayip Korsanları 2 ve 3'de  Keira Knightley'in oynadığı Elizabeth Swann'ı ,
 Titanik: Kate Winslet -Rose DeWitt Bukater karakterini, Garfield, Pembe Panter...gibi birçok film, dizi, cizgi filmde dublaj yapmış.

Maviay dizisi: Maviay dizisi vardı bir zamanlar. Bruce Willis'in oynadığı David karakteri.
 Dedektif David. Seslendiren: Alev Sezer.

maviay dizi
Bruce Willis'in  tüm filmlerinde dublajını o yapardı. Alev Sezer'in sesi ona  çok yakışan bir sesti. Bruce Willis'i sevmemize en büyük etkenlerden bir tanesi de o sesinin  etkisi olduğunu düşünüyorum. Her şeyiyle bir bütündü.

Alev Sezer'in vefatını öğrendiğimde çok üzülmüş, aynı zamanda  sesiyle can verdiği Bruce Willis'den de bir şeyler gittiğini düşünmüştüm.







Şatodaki Kadın (Anne Bronte)

anne bronte şatodaki kadın
Anne Bronte
Bronte kardeşlerden en küçüğü olan Anne Bronte merak ettiğim yazarlardan biriydi. Sonunda Şatodaki Kadın adlı kitabını okudum. Daha önce en büyük kardeş Carlotte Bronte'nin Jane Eyre'sini, Ortanca kardeşin Emily Bronte'nin Uğultulu Tepeler'ini okumuştum.

Anne Bronte henüz 29 yaşındayken hayata gözlerini yummuş. Bu kısacık hayatına iki kitap sığdırmış.Yazdığı ilk roman ise Agnes Grey. Bu eserini de okumayı çok isterim. Bu üç kız kardeşin ortak noktaları sadece yazar olmaları değil aynı zamanda çok genç yaşlarda hastalık nedeniyle vefat etmeleri.

Tabii bu üç kardeşin bir de içkiye düşkün bir abileri vardır. Anne Bronte abisinin bu içler acısı hallerinden etkilenerek   Şatodaki Kadın adlı romanındaki karakteri oluşturduğu  yönünde bilgiler kitabın önsözünde belirtilmiş.

  Roman, ana karakter Gilbert'ın yakın dostuna yazdığı mektuplardan oluşuyor. Öyle mektup olarak yazılmış gibi görünse de baş kahramanımızın yaşadıklarını gayet net şekilde ifade ettiği mektuplar. Romanın belli bir yerinde olaylar daha da gizemli bir hale dönüşüyor.. Ve bu gizemin ardındaki gerçekleri artık açıklaması gerektiğine inanan ana karakter Helen, günlüklerini Gilbert'e verir.Ve gizemli karakteriniz Helen'in hayatındaki gizi her şeyiyle bu günlüklerden öğreniyoruz.

Bu romanı okuduğunuzda Jane Auste'ın kitaplarındaki o partileri, evlilikleri, gezmeleri, yaşam biçiminini, gelenekleri, asilliği, saygıyı görebilirsiniz. Ancak yazar Jane Austen gibi yaşamın sadece şaşaalı,  güzel tarafını yansıtmamış. O görünürde saygılı, asilliğin arka planındaki aldatmaları, ahlaksızlığı, küfürleri de tüm gerçekliğiyle sunmuş.

Bu romanında kadın  karakterin evli ve çocuklu olması sanırım bu romanı diğer kardeşlerin kitaplarından biraz daha geride kalmasına neden olmuş gibi geliyor. Kitapta Aşk ve Gurur'daki  Darc gibi bir karakter yok. Ya da Jane Eyre kitabındaki gibi karizmatik bir erkek baş karakter de. Şatodaki Kadın adlı romanda  maalesef eğlenceye, içki, kumar, aldatmaya meyilli olup birbirine bu yönde baskı yapan  bir grup arkadaş ya da sessiz, deli divane aşık biri olan  Gilbert var.

Kadın karekterimiz ne kadar  erdemli sadık olsa da, doğru davransa da sonuçta evli olması Aşk ve Gurur'daki gibi imrenilecek bir aşk hikayesi görmemize engel oluyor.  Bu kitapta daha çok bu gizemli kadın kim? O gerçeğin peşine düşüyoruz ister  istemez. Güzel bir kitap. Merakla okudum.

Romanın Konusu: Viktorya İngiltere'sindeyiz.  Gizemli bir kadının çocuğuyla bir şatoyu kiralamasıyla başlıyor her şey. Civardaki komşuları bu gizemli dul kadını çok merak ederler.  Ziyaretine giderler. Ancak kadının soğuk davranması ve  misafirliklerden hoşlanmaması  biraz göze batar. Gizemli hanımımız bunun için davetlere bahane bulmak istese de  çok tuhaf karşılanmaması için mecburen birkaç kez misafirliğe teşrif eder. Evin delikanlısı bu kadını başlarda pek beğenmese de sonradan etkisinden kurtulamaz.

 Sık sık şatoya uğramaya başlar.  Yalnız onun gibi şatoya uğrayan  biri daha vardır. Ve dedikodular, söylentiler başlar, yanlış anlamalar öyle bir hal alır ki..... Bundan sonrasını anlatmam çok doğru olmaz sanırım.

Kitabın Orijinal ismi:The Tenant of Wildfell Hall
İlk Yayımlanma Tarihi: 1848
The Tenant of Wildfell Hall adıyla üç bölümlük 1996 yılı İngiliz yapımı bir mini dizi  çekilmiş.