Sayfa Başına Dön

Yardim Kampanyasi Sloganlari

yardım kampanya sloganlarıSizden gelen sorular, istekler köşesine  devam ediyorum: Oyuncak  kampanyası için bir proje okulda başlatılmış  ve slogana ihtiyaç duyuluyormuş.  Bloğumda bu konuya yer vermeye karar verdim. Bazen fikirler çok sonra geldiği için buraya ekleme imkanım olsun istiyorum.

Böyle güzel projeler okullarda çok fazla olduğunu biliyorum. Zaman zaman yardım kampanyası ile ilgili  sloganlar için  yardım isteyenler oluyor. Daha sonra da olacağını düşünerek buraya yazmaya karar verdim.
Umarım iyi fikirler aklıma gelir, ben de mahçup olmam...

Oyuncak Kampanyası için Sloganlar:
Oyuncaklar Umut Verir...
Çocukları Mutlu Etmeye Bir Oyuncak Yeter....
Bir Çocuk Bir Gelecek
Çocukların Oyuncakları Olsun
Çocukları Mutlu Etmek için  Oyuncağınız Var mı?
Çocukların Bir Umudu  Olsun..
Umutlu Yarınlar için Oyuncaklar Olsun...
Çocuklar Oyuncaklarla Oynasın diye..
Çocuklar için El Ele...
Her Çocuğun Bir Oyuncağı Olsun...
Çocuklar Hep Oyuncaklarla Büyüsün....
Bir Oyuncakla Geleceğe Umut Ol...
Çocuk Demek, Gelecek Demek...
Çocukların Oyuncağa İhtiyacı Var...
Sizin de Çocuklara Bir Hediyeniz Olsun...
Oyuncaklar Umut Olsun...
Oyuncaklar,  Çocuklara İyi Gelir...
Bir Oyuncak Bin Umut...
Çocuklar Bizim Geleceğimiz...
Çocukların Küçük Dünyasına Işık (Umut) Olun...
Yarınlara Umut Ol...

yardım kamyanyası sloganları












Kitap Kampanyası Sloganları:
Kitaplarınızı Paylaşmak İster misiniz?
Kitap Geliştirir...
Okumadığınız Kitapları Değerlendirmek İster misiniz?
Kampanyaya Desteğini Esirgeme, Sonra Niye Kimse  Kitap Okumuyor Deme...
 Kitap Hediye Et, Değişimi Fark Et...

Yardım Sloganları:
İyilik Yüceltir...
Yardım Etmek Bir Erdemdir...


Yemek Yarışması ve Lezzet Sloganlari

yemek sloganları
 Mailimde yemek yarışma sloganlarıyla ilgili öneri isteyen bir mesajla karşılaşınca acaba bu konuda bir şeyler bulabilir miyim diye düşündüm. Yardımcı olmak amacıyla  bu mevzuyu bloğumda yazmaya karar verdim.

Ve bu bana yemek  sloganları ile ilgili bir yazı hazırlamaya yöneltti; ancak yemek sloganları neyi kapsadığı ve nerede kullanıldığı ile ilgili bir şey anımsamayınca, bir fikir oluşmayınca doğal olarak yemek sloganlarını bekletiyorum.

Yazım daha çok  yemek yarışması ve  lezzet sloganları  çerçevesinde oldu.
 Umarım buraya yazdıklarım sizler için fikir olur.
                                                        
Yemek Yarışması için Sloganlar:
Kahramanmaraş Yemekleri Dünyanın Gözdesi (Bu yarışma için uygun olur mu? emin değilim.
 En azından bir fikir sunar diye yazıyorum)
En Lezzetlisi Bizim Yemeğimiz...
En Lezzetlisi Benim Yemeğim...
Türk Yemeklerini Dünya Alem Biliyor...
Türk Yemek Kültürünü Dünya Biliyor...
Lezzetler Yarışıyor...
Bizim Yemek Kültürümüz...
Yemekte En İyisi Olduğunu Göster..
Yemeği En İyi Ben Yaparım, diyorsan ...
Bir Dünya Mutfağı
Marifetli Eller Yarışıyor...
Maksat Yemeğimizi Tanıtmak  Olsun...
Benim Yemeğim Çok Lezzetlidir...(diyorsanız)
Ben Bu İşte Ustayım...                        ''     
Çok Lezzetlidir Yemeğim...                ''     
En İyi Yemek Benimkisi...                  ''     
İyi Yemek Yaparım....                         ''     
Yöresel Lezzetler Olmazsa Olmaz...
Bizim Geleneksel Yemeklerimiz...
Bizim Yöresel Yemeklerimiz...
Ben Yemeklerin Ustasıyım...
Yemek Dünyası
Ben Yemekte Ustayım ...
Yemek Kültürümüz...
Yemek Kültürümüzü Yaşatalım...
Her Yöreden Lezzetler
Her Yörenin Kendine Has Yemekleri
Geleneksel Yemek Yarışması
                                                                                                             
Yemek Sloganları- Lezzet Sloganları-Yemek Reklam Sloganları:
Bu lezzet başka bir lezzet...
Lezzet Diyarı...
Tam Aradığınız Lezzetler...
Sağlıklı ve Doğal Lezzetler...
Ev Yemeği gibisi yok...
Lezzet Dünyası...
Damak Tadını Önemseyenlere Özel Yemekler...
Lezzet Dolu Yemekler...
Lezzete Lezzet Katan Tarifler....
Kalite ve Lezzet Bir arada...
Doğal ve Güvenilir Lezzetler...
Geleneksel LezzetArayanlar için...
Kaliteli, Doğal Yemekler....
Damak Tadına Önem Verenler için...
Muhteşem bir Sofrada, Keyifle Yenir Yemekler...
Keyifli Bir Sofra,  Lezzetli Yemekler...
VazgeçilmezLezzet
Sevilen Tatlar...
Tadı Damağımda KalanLezzet...
Geleneksel Yemek Tadında...
ÇokLezzetli...
Lezzetli  Yemekler Keyifle Yenir...
LezzetBahçesi...
Lezzet Şöleni
Bu yemekleri çok seveceksiniz...
Yemeklerinizle Fark Yaratın...
Hem kaliteli hem doğal lezzetler...
Çok Lezzetli Yemekler...
Yemek Lezzeti...




Google Adsense Onayı için Nelere Dikkat Ettim?

google adsense için  neler yapmalı
Blog açmayı düşünen bir arkadaşımızdan  Adsense onay alma ile ilgili nasıl bir yol izlediğimi, neler yaptığımı sorduğuna dair bir mesaj aldım.

 Hem onun sorularına cevaben hem de yine böyle merak edenler olabilir diye, bloğumda uzun uzun yazmanın daha doğru olacağına  karar verdim.

Öncelikle bloğumu açtıktan iki sene sonra adsense başvurusunda bulunduğumu söyleyerek başlamalıyım.
 Bu kadar geç başvurmamın en önemli sebebi ürkekliğim sanırım. Yeni açılmış blogların yeni olmalarına rağmen bu kadar  kolay adsense aldıklarını görünce  niye bu kadar geç başvurduğumu kendime soruyorum aslında.

Ben hep yazılarım biraz daha iyi olsun, ziyaretçi sayım biraz daha fazla olsun, diye diye
  iki yılı geride bırakmışım.

Tabii ben  red cevabı aldığımda  çok kolay  demoralize olduğum için bir kere başvurayım tam
 olsun, istedim.

Google Adsense Onayı Almak  Zor mu?
 Adsense onayı almak  bahsedildiği gibi çok zor değil aslında. Öncelikle size şunu
 söyleyebilirim. Google neredeyse uçan kuşa bile Adsense verecek. O kadar istekli reklam
vermeye...
Ancak Site sahiplerinden sadece eli yüzü düzgün bir sitelerinin olmasını istiyor.
Fazla bir şey istemiyor aslında. Tabii bu son günlerde edindiğim izlenimim bu  benim.

Karmakarışık, eski temalara sahip bloggerların  uğraşlardan sonra da olsa  reklam aldığını
 gördüm. Yazıları sadece sohbet içerikli olan  bloggerlara da verildiğini ..(Bu  dönem için
 esnek davranılmış olabilirler de tabii, arka planda ne olduğunu bilmiyorum.)

Genel itibariyle kuralları uyun yeter bence.

Benim söyleyeceğim şey her konuda en iyisi olmaya bakın. Bir yerde eksiği olan başka bir
yerde bunu kapattığı için de onay almış olabilirler. Bunu göz ardı etmeyin.

Bir de  Backlink için çok fazla çaba içinde olanları görüyorum; inanın buna anlam
veremiyorum. Google, doğru şekilde edinilmemiş  backlinkleri hemen anlıyor. Nasıl
 anladıklarını tabii bilmiyorum.

Yukarıda karmaşık tema kullanan, ziyaretçileri az olanlara onay verildiğini söylemiştim.
Çünkü  onlar çabalıyor ve dürüst davranıyorlar...Bu sitelerdeki ufak eksiklikler sonradan  düzeltilebilir  de... İnsanları yanıltmak...  Hanenize eksi puan olarak geçer.

Her yazılanlara inanmayın. Bence dürüstçe yolunuzda ilerleyin...Başarılı olduğunuzda
backlinkler kendiliğinden zaten geliyor.

 Ben sizlere elimden geldiğince bu konuda neler yaptığımı anlatacağım.

 Ancak şunu hatırlayın;
Adsense aldıktan sonra en zor kısım para kazanma kısmı. Bunu henüz çözemedim. Çözenler de ne yapıyor bilemiyorum. Benden daha az ziyaretçisi olanlar benden
 daha iyi kazandıklarını gördüm. Bir, iki yıl sonra da google adsense ile para kazanmayı ancak çözebilirim sanırım.

 Google Adsense Onayı için Nelere Dikkat Ettim? Başlığını kullansam da  ben hep nasıl daha iyi
 yazarım, bloğumu kaliteli hale nasıl getirebilirim düşünceleriyle hareket ettim.

Ayrıca bu yazıya  başlık bulmakta biraz zorlandığımı itiraf etmeliyim, aklıma gelen en uygun
başlık bu oldu.

Adsense'ye Başvurmadan Önce :
                                                                                                                                        
1-Bloğunuzda; Hakkımda, Gizlilik Politikası, İletişim, Arşiv sayfaları Oluşturun:
*Hakkımda
Adsense reklam başvuru*Gizlilik Politikası
*İletişim
*Arşiv

Ben bloğumla hep ilgilendim. Bunu sadece adsense almak için değil,  kullanıcıyı önemsediğiniz, bloğunuza önem verdiğiniz için yapın. Ben bloğum daha iyi olsun diye hep çabaladım. Gerisi geliyor zaten.
             
2-Tema:
Tema konusu önemli. Ben Blogger'ın eski temalarını kullanıyordum önceleri. Sonra temamı değiştirdim. Ziyaretçi sayımda artış oldu.

Bazı arkadaşlar tema değişikliği yaptıktan sonra şikayet ettiklerini gördüm. Sorun tema değişikliğinde değil, yanlış temayı seçmelerinde. Normal bir temanız varken daha kötü bir
 tema seçimi ziyaretçi kaybına uğrayabilirsiniz. Bu nedenle iyi bir tema seçimi yapmanızı tavsiye
 ederim.

Tema değişikliğinden sonra ziyaretçi sayınızda azalma görüyorsanız bu temadan mı
 kaynaklanıyor diye bir soru işareti aklınızda kalsın.

Ayrıca şu an temamı değiştiremiyorum. Kodlar, eklentiler vs. eklemiştim. Yeni tema demek
yeniden bunları eklemem demek...Düzenleme yapmam demek. Bunları pek göze alamıyorum.
Sizler yolun başında tema seçiminizi iyi yapın, derim.

Temanızın hızlı açılan, puanı yüksek, mobil uyumlu olması önceliğiniz olsun.

Google Hız Testi yenilendi. Ve hız sıralamayı etkileyen bir faktör olacakmış. Temmuz ayında
bu sonuçlara yansıyacakmış. Ben de şimdiden bu şoka kendimi hazırlamaya başlasam iyi olur sanırım. Hız konusunda bloğum çok düşük.

 O zaman nasıl Adsense size verildi diye sorabilirsiniz. Bu reklamları eklemeden ve yenilenen
 hız testinden önce, durum iyiydi. Şimdi yerlerde sürünüyor. Araştırıyorum bakalım. Umarım bu sorunu en kısa sürede çözerim.
                                                                                                
3-Google Console, Google Analiticy konularını araştırın:
Ben Google Console'da bloğumu ekledim ve site haritası gönderdim. Google Analiticy de hesap açmıştım. Yolun başında  bu ikisini bloğuma bağladım.. Bu ikisinin ne önemi var diyebilirsiniz.
 Ben bloğum için gerekli olan tüm adımları attım diyebilirim.
                                                                                                                   
4-Resimleriniz ve içerikleriniz telif hakkını ihlal eden şeyler olmasın.
Bana; o kadar site var, telif hakkını ihlal ediyor;  ama diyebilirsiniz. Ben bilemem. Görünürde
 öyle olabilir, gerçeği bilemeyiz. Belki başka siteyle başvurmuş, sonra o Adsense'yi  diğer
sitesine de eklemiş olabilirler.

 Ben kendim için izlediğim yolu anlatıyorum. Bloğumda kullandığım resimleri mümkün
olduğunca  telif hakkı olmayan bir siteden indirdim.

Alıntılarımda kaynak gösterdim. Gerçi kaynak göstermem Google için uygunken alıntı
 sahibi ihlal olarak görebilir, bu iki ayrımı hep hatırlayın, dikkat edin.

Telif hakkına tabi olan tüm video, resim,...ne varsa kaldırın.
                                                                      
5-Yazılarınız özgün olmasına önem verin:
Özgün olmayı sadece kopyala yapıştır yapmıyorsan özgünsün anlamında kullanmıyorum;

Özgün derken içerik konusunda da özgün olmayı kastediyorum. Diğer bloglardan farklı,
 daha yararlı bilgiler sunmayı kastediyorum.

İyi, önemli, doğru bilgiler de bunun içine katabiliriz.
Bu yazım kendi tecrübelerimden yola çıkarak yazıyorum mesela.

Sitenizde yazı adedi belli bir sayıyı geçsin ondan sonra başvuru yapın derim. Çünkü internette karşılaştım kadarıyla yetersiz içerikten onay alamayan çok kişi var.

Yetersiz içerik bana iki anlamı ifade ediyor:
Ya yazdığınız yazılar yüzeysel, iyi değil ya da sitenize eklediğiniz yazı sayısı az.
Bu iki konuya da eğilmenizi tavsiye edebilirim. Yeterince iyi yazılarınız olduğuna inandığınızda ve sitenizdeki yazı adeti de makul olduğunu düşünüyorsanız adsenseye başvurun.
Bunları sadece  Adsense onayı almak için değil de sitenizin en iyisi olması için cabalayın.
 Bu sizin yol haritanız olsun bence...
                              
6-Ziyaretçi Sayısı:
Organik ziyaretçi  mühim. Böyle bir trafiğiniz varsa Adsense reklam alma şansınız yüksek.
 Benim organik ziyaretçim vardı.

Yalnız günlük 200-300 trafik alan ve bu trafiğin takipçilerden oluşan  sitelerin de onaylandığını söyleyebilirim. Organik ziyaretçi dedim diye sadece bunun geçerli olduğunu düşünmeyin.
Siz yinede ziyaretçi sayınızı elinizden geldiğince yüksek olması için çabalayın.

Blog Ziyaretçi Sayısını Nasıl Artırabilirim? diyorsanız bu yazım size yardımcı olacaktır.

Not: Alan adı alın gibi önerilerle karşılaştım internette. Bunun Adsense onayı almak  için ne
kadar değeri var bilmiyorum. Size şunu söyleyebilirim: Benim bloğum blogspot uzantılı ve
 benim gibi  bu şekilde  reklam alan da çok.
                                                                                                               
7-Sitenizde Popüler Yayınlar, Benzer yazılar, Kategoriler Ekleyin:
Sitenize gelen ziyaretçilerin sitenizde kolay gezinmesi için popüler yayın, kategoriler...ekleyin.
Bazı sitelerde arşiv, kategoriler olmadığını görünce bana sanki başka yazılar yokmuş, blog terkedilmiş, önemsenmemiş bir site izlenimi veriyor.

Başka yazıları da görmek istiyorum; ulaşamayınca siteden uzaklaşıyorum.
 Ben bloğumda ilk uyguladığım ve dikkat ettiğim şeylerden birkaçıydı. Bloğuma uğrayan
kişiler için diğer yazılarıma kolayca ulaşmaları için bunları eklemiştim.

Google Adsense Başvuru ve Sonrası:
                                              
1-Google Adsense Başvuru:
Adsense'ye bloğumun yan panelinden, kazançlar sekmesinden başvurdum. Google adsense
 kayıt olurken faydalandığım kaynak için burada link verecektim; ancak siteyi bulamadım.

İnternette bunu resimli anlatan kaynaklara  bakarak yapın. Ben öyle yapmıştım. Uygulayan
 birinin rehberliğinde adım adım ilerlemek benim için daha iyi oluyor.

Ve başvurumu yaptığımda gmailime mesaj geldi. O yüzden başvuru yaptığınız da mailinize
 bakın.
 Başvuru panelinde reklamları aktif ettiğinize emin olun bu süreçte.
                                                              
2-Bloğumun İncelenme Süresi : 2 Ay
Bu iki aylık süreç benim için geçerli bir süreç. Genelde 1,5 aya kadar belirtilse de benim tam
 2 ay sonra Google Adsense Başvurum onaylandığına dair bir mail almıştım.

Bu da Organik trafik aldığımdan dolayı bu süre arttığını düşünüyorum. Organik trafiğin geçerli
olup olmadığı konusunda bir süre bloğun trafiği  incelendiğine dair  bilgiler okumuştum internette.

İki ay bekleme süreci benim için çok karamsarlık içinde geçti. Ancak yazı yazmaya devam ettim.
 O inceleme zamanında bloğunuzun güncelliğine de bakıyorlarmış. Bilmiyordum. Moral bozukluğu ile o sürede ara verseydim ne olurdu? emin değilim.
                    
3-Pin kodu:
Hesabınız 20 tl olduğunda aşağıdaki resimdeki gibi adsense sayfanızda kırmızı şerit görünüyor. Benim hesap bakiyem 20tl olduğundan bir veya 2 ay sonra bu kırmızı şerit belirmişti.

Pinim adresime tam 20 gün sonra ulaştı. Postacı zarfı artık nereye koymuşsa bizimkiler bir şeyler söyledi. Ben ulaştığına sevindiğim için ayrıntıları pek sormadım.

Zira internette; Google'ın  gönderdiği bu zarfa postacılar pek ehemmiyet vermediği yönünde bilgilerle karşılaşmış, birçok kişinin mağduriyetiyle ilgili yazılar okumuştum.

google adsense







Ayrıca: kırmızı şerit görünürken aynı sayfanız aşağısında şu şekilde bir ekran görünüyor:
google adsense pin kodu










Yazıda 1Ekim'de Google,  içinde pin kodu olan zarfı gönderdiğini belirtmiş. 2 ile 4 haftada adresime ulaşacak diye zamanı vermişti. Tam 20 gün sonra elime ulaştı. 
Yine bu süre bana özgü...Değişebiliyor.
Pin ulaştığında Doğrula yazan kısma tıklayıp sanırım pini yazmıştım. Kırmızı şerit de pin girince kaybolmuştu.
                                                                     
4-Adsense Para Çekme (Hesap Bilgileri):

Şu an ben 200tl limitini henüz aşmadığım için hesap bilgilerine girmedim. 200tl olunca hesap bilgilerime girerek bu parayı çekeceğim.
O zaman geldiğinde kısaca buraya bilgiler ekleyebilirim.

Şu an için Adsense onayı alma, Adsense'ye başvurma sürecinde hatırladıklarım böyle.
 Eksikliklerimi, aklıma gelenleri daha sonra buraya eklemeyi düşünüyorum.
Google Adsense reklam alma daha önce söylediğim gibi kolay. Zor olan kısım ya da bilgi
 tecrübe gereken kısmı para kazanma kısmı.

Belki bu yazım da ilginizi çekebilir?
Blogger olmak isteyenler için notlarım

Hint Dizilerinde Dikkatimi Cekenler

Kanal 7 Hint Dizileri
Kanal 7 Hint dizilerini yayımlamaya başlamasıyla tabii
gözler Hint dizilerine çevrildi.

Zaman zaman izlediğim bu Hint dizilerinde gün geçtikçe bazı şeyler dikkatimi çekmeye başladı.
Bu dikkatimi çeken şeyleri yazmasam kesinlikle olmazdı...

1-Mecburen Yapılan Evlilikler:
İki genç bir şekilde evlenmek zorunda kalır. Hemen hemen tüm dizilerin vazgeçilmez
konusu. Zorunlu olarak evlenen gençlerimiz birbirini hiç sevmezler. Napsınlar birbirine
 katlanmaları gerekiyordur.  Didişip dururlar.

Bu yeni evli çiftlerimiz aynı odada yaşarlar. Ayrı ayrı odalar da  mı kalacaklardı diyebilirsiniz.
İşte kalmıyorlar.  Dediğim gibi istekleri dışında bir evlilik olduğu için dışarıya karşı evli
görünürler, yani göstermelik bir evliliktir onların ki...

2-Geniş Aile:
Kocaman bir evde bizim geniş aile tabir ettiğimiz gibi olmasa da daha genişini düşünün,
yani tüm sülale o evde yaşar.

Tabii ayrı ayrı evde yaşamaları çok masraflı olur diye mi düşünülmüş yoksa Hint yaşam biçiminde de bu durumlar söz konusu mu bilemesem de  tüm herkesin bir evde yaşaması gerçekten
 çok  akıllıca düşünülmüş. Ben oğlu öldükten sonra gelini ve onun yeni eşiyle aynı evde
yaşayan bir kaynanayı da bir dizide gördüm.

Tabii kalabalık kadroyu tesadüflerle  bir araya getirmek bir dert, başka evlerde çekim yapılması bir dert olsa gerek.  Hint dizi sektörünü de anlamak lazım.

3-Düğün Zamanı
Düğün sırasında çiflerden biri diskalife edilerek yerine geçilmesi olağan durumlardır.
 Yani oyunlarla istediğiniz kişiyle evlenmek mübahtır. Tören bitti mi? Tamamdır. Evlendiniz artık.

Çoğunlukla baş roldeki çiftler evlenir. Düğünlerde gelinin ve damadın yüzü kapalıdır. ( Damadın
 yüzü bazen kapalı oluyor. Özellikle böyle durumlarda.)

Yüz  kapalı olduğu için kim olduğu pek anlaşılmaz.  Damat  sevdiği kızla evlendiğini düşünür.
 Tören biter, örtü açılır. Sürpriz....Karşısında başka biri.   Evlenilmiştir bir kere... Aile bireyleri de  hemen yeni gelinlerini kabul ederler...

Kiminde evlilik gerçekleşmezken bazı dizilerde  bu oyun  başarıyla sonuçlanır. Senaristler
bazen çok merhametli oluyor, buna izin vermiyorlar....

Dizilerde o kadar çok karşıma bu sahne çıkınca gerçek hayatta da bu durum söz konusu
 olabilir mi acaba diye kafamda soru işaretleri yok değil. Zaten gerçek hayatta olmasa bile bu dizilerden sonra örnek alınması muhtemel görünüyor...

Olur da Hintli biriyle evlenirseniz...Her beş dakikada bir o örtünün altında kim var diye bakmayı ihmal etmeyin ne olur ne olmaz....

4-Kıyafetler:
Türk dizilerinde muntazam makyajıyla uyuyanlar var diye  eleştirenler,  Hint dizileri
izleseler ne derler bilemiyorum.

 O rengarenk ihtişamlı sarilerle yatağa girmelerini bırakın başında örtü; burnunda, boynunda,
 kolunda hatta başında takılarla uyuduklarını görmemişler.

Hint sanatçılar  bu kıyafetlerle o kadar rahat, o kadar kolay hareket ediyorlar ki siz üstünde
sari mi varmış, upuzun şal mı, takımı varmış hiç  görmüyorsunuz.

Gündüz muhteşem ışıl ışıl sariler gece bir anda aynı kıyafetler gecelik olarak da kullanıldığını görüyorsunuz. Ve bunu hiç yadırgamıyorsunuz. Hint sanatçıları bu hissi vermelerindeki başarılarından dolayı onları kutlamak gerekiyor.

Tabii yeni çekilen bazı  dizilerde bu kalıpların kırıldığını  görüyoruz.

5-Gerçeğin Ortaya Çıkması:
Kötü kişilerin bazen foyası ortaya bir çıksa da rahatlasak dediğimiz anlar oluyor. Senaristler
bunu yapmaları halinde dizinin sonunun geleceğini düşündüklerinden bundan kaçınsalar da bazen seyircinin isteklerine de kayıtsız kalamıyorlar...

Ve kötülük abidesi kişinin gerçek yüzü artık ortaya çıkmıştır. Artık cezasını çekecektir. Oh be sonunda dersiniz...Her şey gün yüzene çıkar,  heyecanla o sahneleri gözünüzü açmış pür dikkat izlersiniz. Sonra kötü insan bir anda  rüyasından uyanır. Bakakalırsınız. O kadar heyecanla
izlediğiniz sahneler yalan mıydı, nasıl yani hepsi bir rüyadan mı ibaretti, dersiniz. Şahıs  kabus görmüştür...

Bazen senaristler bu yolun reyting getirdiğini düşündükleri için mi bilinmez bir kez yetinmeyip birkaç kez buna benzer sahneyi bize yaşatırlar. Sağolsunlar.  Rüya olsa da şu kötülerin gerçek yüzü ortaya çıktığını görmek güzel..

6- Melek gibi İnsanlar:
Dizilerde yardımsever adeta melek olan kişiler  nasıl oluyorsa  artık, birden piskopata dönüşebiliyorlar. O yüzden dizilerde çok yardımsever, baş roldekilerin iyiliği için didinenleri
 görünce yok bunlar sonradan psikopata bağlayacak diye hemencecik anlıyorum. Hiç yanılmadığımı da belirtmek isterim.

7-Karşılaşma Sahneleri:
Hint dizilerin vazgeçilmezlerinden biri de bir ortamda iki kişinin karşılaşma anlarıdır. Heyecanla karşılaşılacak anı beklersiniz,  hafif kafasını çevirse görecektir diğer kişiyi. Aslında kişi dizinin dibindedir de dizi bu işte biz öyle olmadığını varsayarak bunu  görmüyoruz.

 Artık biri ağır çekimle kafasını çevirdiğinde hemen diğer tarafta  bir figüran ağır çekimlerle
diğerinin önüne geçer. Heyecan kursağımızda kalır, birbirlerini yine görememişlerdir.
Artık napalım başka sefere...

Bu başka seferlerin sayısı artması sinir sisteminizin hafif oynamasına neden olsa da adrenalin
iyidir iyidir...Bu olay da çok heyecanlı bulunduğundan olsa gerek senaristlerin sık sık
başvurdukları bir taktiktir.
Tabii dizileri uzatmak gerek ertesi güne konu bulmaları zor tabii.

8-Hint Dizilerinin İlk Bölümleri:
Hint dizileri genelde yeni başladığında güzel olmuyor. Bu yüzden  İki, üç bölüm izledikten sonra
 bile hemen karar vermeyin derim. Sonradan güzelleşiyor.

9-Başroldeki İyi  Kızımız:
Kötülük abidesi kişi ne yapsa el üstünde tutulur. Başroldeki kızımız hep iyiliği düstur edinmiştir.
 Pek saf, pek iyilik severdir; ancak bir türlü kimseye yaranamaz. Hayatını feda etse bile iyilikleri
 hep göz ardı edilir. Her yanlışın nedeni iyi kızımızdır. Adeta uçan kuştan bile o sorumludur.

Neyse ki romantik komedi dizilerinde bu kalıbın dışına çıktıklarını söyleyebilirim. Başroldeki
 iyi kızımız  biraz daha güçlü, akıllı olduğu gibi  olayları kendi lehine çevirebiliyor. Biraz da şanslı oluyor.

10-Dizilerin Vazgeçilmez Konusu:
Dizilerin en önemli konularından ve en çok kullanılan malzemelerinden birini daha  bahsetmeden olmaz....
Bazen senaristler yazdıklarını unutuyorlar gibime geliyor,  tabii onlarda insan. Ya da senaryo
 bir anda tıkanınca işin içinden çıkamayınca tuhaf durumlarla  bizi karşı karşıya bırakabiliyorlar..

Kötü  kız hamile değildir aslında. Sevdiği erkeği elinde tutmak için yalan söylemiştir.
Sesli, havalı gülücüklerle hamile olmadığını, kandırdığını anlatır işbilikçisine.

 Bir kahkaha atar ki  kötü, kandırıkçı olduğu zihnimize işler. Biz seyirciler heyecanla  ne zaman hamile olmadığı ortaya çıkacak diye beklerken birden kız hamile gibi davranmaya başlar. İşbirlikçileriyle bu kez  hamileliğini ciddi ciddi konuşur. Kandırdığını ifade ederken ki gülücükler daha belleğimizden soğumamışken...

  Ya ne ara bu hale dönüştü acaba? Tabii bu duruma anlam veremesek de artık bu yeni mevzuyu
 bir seyirci olarak sorgulamadan kabul etmekten başka çare kalmaz.. Sonra bir da bakıyoruz
hamile ancak çocuk  aslında başkasındanmış.

Bu sefer de bir seyirci olarak ne zaman çocuğun başkasına ait olduğu ortaya çıkacağı günü bekliyoruz. Takdir edersiniz ki bu çok iyi bir malzemedir. 9 ay boyunca ne olaylar ne olaylar...

11-Dizilerin Sonu:
Hint dizileri tıpkı Türk dizlerinde olduğu gibi sona yaklaştığını hissettiren konular oluyor. Mesela başrollerden biri ölür. Ve sonra diziye ne hikmetse bu ölen karakterin bir ikizi çıkar gelir.

Ya da başka versiyonlarda mutlaka bu ikiz meselesi kullanılır, dizide kurtarıcı olarak görülse de
  ben bunun  başarı getirdiğini hiç görmedim. Ve sonunda dizinin final yapması kaçınılmaz olur.

Aslında çok fazla fark ettiğim konular var da ben bir kısmını yazdım.

Kanal 7 Hint Dizileri Listesi:

1-Yalancı Bahar:
 Türkiye'nin en sevdiği Hint dizilerinden biri olduğunu söyleyebilirim. İki başrol oyuncusu beğenildi, birbirine yakıştırıldı. Zihinlere yer etti. Yalnız bu dizi ilk başladığında güzel gelmemişti. Sonradan güzelleşen dizilerden.
yalancı bahar
2-Bir Garip Aşk: 
Yine çok sevilen dizilerden. Yalancı Bahar,  Bir Garip Aşk, Tatlı Bela gördüğüm kadarıyla yayında olmasa bile unutulmaz, vazgeçilmez dizilerden oldu. Diğer dizeler çok beğenilse de bu üç dizi nedense farklı seviliyor sanırım.

3-İki Yabancı:
Bu dizi hakkında yorumumu daha önce yapmıştım. İki Yabancı dizi hakkında yazımı okuyabilirsiniz.

4-Ah Kalbim:
Ara sıra baktığım bir dizi.
Başroldeki hanım kızımız güzel değildir aslında.  Keşke biraz daha çirkinleştirselerdi çok daha iyi olurdu. Tabii bunu göze alamamış da olabilirler.

Türk dizi ve filmlerinde kızımız çok çirkindir sonra güzelleşir. Bu Türkiye'de de  diğer ülkelerde tutan bir tema. Tabii Hintliler için durum aynı olmasa gerek gözlükle çirkin havası verilmiş sadece. Biz de öyle kabul ediyoruz. Yapacak bir şey yok.  Sarileriyle  takılarla yatağa girdiklerine göre güzellik onlar için daha önemli olsa gerek.

Konusu; fazla güzel olmayan kızımız ünlü pop şarkıcısıyla nasıl oluyorsa artık şans işte bir şekilde koşullar şartlar evlenmelerine neden olur. Bu evli çiftimizi ayırmak isteyen pop yıldızının sevgilisi ve kız  kardeşi vardır.

Aslında evlenmelerini de onlar sağlamıştır. Hem evlenmelerini istemezken bunu sağlamaları da
biraz ilginç oldu biliyorum. Eee şartlar bunu gerektirdiği için deyip bu işten sıyrılayım...Şimdi
 detaya girersem işin içinden çıkamayabilirim. Romantik komedi türünde bir dizi.
ah kalbim hint dizisi






5-Sensiz Olmaz:
Orijinal adı Rangrasiya olan Türkçe   Sensiz Olmaz adlı dizi bana çok çabuk bitmiş izlenimi verdi.

Başrolde romantik komedi dizilerin sempatik kızı Sanaya İrani oynuyor. Bu sefer  daha dram olan  bir dizide karşımıza çıkıyor.. İster istemez sempatik ve komedi dizi olmasını bekliyorsunuz. İlerleyen bölümlerinde bu değişiyor mu bir fikrim yok.

Başrol erkek oyucusu Ashish Sharma'nın ilk sahnelerde  tek başına birçok  kişiyle  amansız
giriştiği mücadeleyi ve havalarda  uçuşunu sanırım hiç unutamayacağım.

Aslında başroldeki kız ve erkek de çok iyiler. Ancak konusunda mı sıkıntı var. Bu iki çiftin sürekli yakınlaşmaları mı rahatsız edici bilemedim. 

6-Benimsin:
Bu dizinin karakterlerini beğendim.. Mecburen yine evlenmek zorunda kalan bir çiftimiz var. Bu diziyi sevmemin en önemli sebebi Mavi Ay dizisi tadında olması. Klasik Hint dizisi aslında, bunun
yanında dedektifçilik oynanması, sempatik diyaloglar hoş olmuş.

7-Delidivane:
 Hint dizilerinden baştan sona izlediğim tek bir dizidir. O kadar dizi varken bunu niye seçtim diye
çok yakınmadım değil.
 Hayatımda  iyilik timsali bir ana karaktere hiç bu kadar sinirlenmemişimdir. Konular, olaylar
 beni sinir etse de izlemeden duramadığım bir dizi oldu.

Kadro ve karakterler aslında çok iyi. Ancak başroldeki kişinin saflık derecesinde iyi, fedakar,
ezik her şeyde suçlanan ya da suçu üzerine alan;  uçan kuştan bile sorumlu tutulacak kadar eziyet çeken biri olması epey  rahatsız edici.

Bir olay mı oldu Sadna yapmıştır, bir terslik mi oldu Sadna'nın suçu, Bir şey mi çalındı Sadna'ın parmağı vardır....Her olayda ilk suçlanan kişi olması insanın sabrını taşırıyor.

Türk filmlerinde temiz, saf kız için hep iyiliğini isteyen ben, arkasında duran ben; bu dizideki
Sadna beni deli etmiştir. Bu kadar sinir uçlarını etkileyen bir dizi görmedim. Bu dizinin başarısı oyunculuk ve karakterler aslında...Zaten en iyi kadro olarak da ödül almış.

Bir de kötü o kadar kötü ki adeta nefret ediyorsun, cezasını çeksin diiyorsun bunu beklerken
konu öyle bir hale getiriliyor ki bu kötü iyi hale geliyor, adeta melek oluyor. Sonra nefret duyguları beslediğinden dolayı  insan kendini  suçluluk duygularıyla baş başa buluyor.

 Dediğim gibi oyuncular ve karakterler çok iyi belirlenmiş.

8-Zor Sevda:
Bu dizide bazı oyuncularda değişiklikler yapılsa da bir türlü dizi tutmadı.
 Bir yan karakterin iki kez değiştiğine şahit oldum.. Sonra yine dizi tutmamış olacak ki ana karakterde değişikliğe gidilmiş.
Başroldeki erkek oyuncu duygusal davranması sanırım pek olmadı. Hep hüzünlü ve hep donuk... Biraz karizmatik davransaydı bu işi kotarırdı aslında....Yerine gelen ise  o kadar havalı bir
giriş yaptı ki...Giriş o giriş...
 Uçarak tam kızı  ateş arasında kurtarmak için gelen kişiyi gördük, görüş o görüş oldu;  dizi biti.

 Bu değişen karakter bir bölüm bile oynayamadan dizi son buldu.

Entrikalarda ve kötülükte sınır tanımayan bir diziydi.
Dizideki  yaşlı kadın da ne eziyet  çekti: Dolaba mı kilitlenmedi, tavana mı asılmadı mı, ne badireler atlattı. Ara sıra atağa geçse de....Ona yapılanlar  tabii hafızalarda kaldı...

Her bu diziye baktığımda bu yaşlı kadın ve kötülüğü yapan yenge ekranlarda oluyordu. Başroller adeta  bu iki kadına  verilmişti...
Zor Sevda Hint dizisiBu dizinin devamı varmış aslında. Hatta ilerleyen bölümlerde oyuncu değişiklikleri yine olmuş..

(Türk izleyiciyicileri  oyuncu değişikliğini pek sevmez. )
Yayımlanmamış diğer bölümlerinde 3,4 yeni isim daha diziye dahil olduğunu öğrendim.

 Başrol erkek oyuncu beğenilinceye kadar mı oyuncu değişikliğine gidilmiş yoksa bir kere değiştirdik hep mi değiştirelim mi demişler benim için orası muamma...

9-Kördüğüm:
Bu sıralar televizyonda yayımlanıyor. Tabii ara sıra bakıyorum. Bakınca heyecanlı bölümlerinde kalakalıyorum.
 Baş kadın oyuncu  Delidivane'deki Sadna'ya  o kadar benzetiyordum  ki ailecek o mu değil mi bayağı anlayamamıştık. İnternetten baktım da değilmiş.

10-Tatlı Bela:
Bu romantik komedi dizisi ülkemizde beğenilen dizilerden. Başrol erkek oyuncusu
Türkiye'ye geldi. Türk hayranlarının ilgisi tabii yoğundu.

Not: İzleye izleye Hint dizilerinin anatomisini bayağı bir öğrendim. Şimdi Kore dizilerini bekliyorum...


Gotik Roman Sevenler icin Liste

gotik roman listesiGotik edebiyatı benim sevdiğim bir edebiyat türü olduğunu yeni fark ediyorum. Bu tarzda kitapları  yeni okuduğum için biraz geç fark etmiş olabilirim.

 Gotik romanlar o kadar çok filme uyarlanmış ki çocukluğumdan beri bu uyarlamaları  izlediğimden pek aşinayım.

 Şimdilerde bu tür kitapları okuduğumda bana çok tanıdık geliyor. İzlediğim filmlerden dolayı çok da yabancı değilmişim aslında. Hem görüntü hem konu hem  mekan hem de kalite olarak   beni cezbeden filmler  Gotik olarak  tanımlanıyormuş.

Okuduğum kitaplardan, izlediğim filmlerden ve internette araştırdıklarımdan yola çıkarak 
Gotik edebiyatı için tespitlerim:
 Bazı Gotik romanları  gizemli şatolar, kaleler gibi mekanların yanında hayaletler,
vampirler gibi doğaüstü temaları içinde barındırırken,
diğer bazılarında bu doğaüstü varlıkların yerini   biraz daha elle tutulan gözle görülen
(ya deneyler sonucu ya doğuştan) bilhassa bedensel, fiziksel  olarak rahatsız edecek  kadar
 korkunç kusurlu olarak tasvir edilmiş kişiler vardır   ve bunun sonucu yaşanan tuhaflıklar,
gizem yer alıyor.

gotik roman
Yani; gotik edebiyatını sadece hayalet, vampir gibi varlıklarla sınırlandırmak doğru olmaz.

Ürkütü olacak kadar fiziksel ya da ruhsal sorunlu karakterler olabileceği gibi hayaletler, vampirler  de söz konusu olabilir; kısaca gizem ve korku temalı her şeyi bu kategoriye koyabiliriz.

Arka planda neler olduğu da önemli. Karanlık geçitler, labirentler, gizemli evler, şato, malikane,
mezar...gibi korku  uyandıran mekanların da gotik edebiyatında sıkça karşımıza çıktığını görülmekte.

Sanırım  farklı gotik tarzı kitaplardan birkaç tane okuduğunuz takdirde hangi kitapların 
gotik edebiyatı içinde yer aldığını hangilerin yer almadığını çok daha kolay ayırt edebileceğinizi düşünüyorum.

Not:Tabii gotik edebiyatında belirlediğim şimdilik tespitlerim bu. Bunun dışında olanlar varsa da öğrendikçe buraya  eklemeyi düşünüyorum.

Art arda bir türü okumanın okuma ataletine düşmeme sebep olacağını bildiğim için  sadece gotik
 kitaplar okumayı düşünmüyorum. Ancak bir liste hazırlamadan da edemedim. Burada hem okuduğum hem de okumadığım kitap isimlerine yer verdim. Kaynak bir liste olması iyi olur diye düşünüyorum..

1-Operadaki Hayalet (Gaston Leroux):
Yazar gerçek bir olaydan yola çıkarak bu kitabı yazmış. Artık Operadaki Hayalet'in ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu bilemiyorum. Detaylı olarak gerçek hikayeyi de bilmek isterdim.

Kitapta opera şarkıcısı olan Christine Daae  gerçekte var olan diğer bir karakter. İnternette
 onun hakkında anlatılan birkaç anekdotu okuduğumda bana ilginç bir karakter gibi geldi.

Romanın başlarında çok akıcı bir dil yok. Sonradan anlatım akıcı hale dönüşüyor. Gerçi
okumaya o kadar konsatre olmuşum ki  ben pek zorlanmadım okurken. Eğer dili başlarda sizi zorlarsa pes etmeyin devamı bayağı kolay ilerliyor.

Kitabın konusu:
Baş kadın karakter çocukluğundan beri müziğe tutkun. Babasının ölmeden önce söylediği
bir söz onu hayata bağlamıştır. Öldükten sonra müzik meleği göndereceğini ve onu koruyacağını söylemiştir. Buna hep inanarak yaşamıştır.

Çalıştığı  operada hayalet söylentileri ayyuka çıkmıştır. Ve bu hayalet onunla iletişime geçer.
Müzikte o kadar yeteneklidir ki onun müzik meleği olduğunu düşünür. Hatta bu hayalet ona
müzik dersi verir.

 Operada yaşayan   esrarengiz bir  hayalet, çocukluğundan beri birbirine seven iki kişi, ondan
 sonra gelişen olaylar ve enteresan  durumlar...

Bu kitabın 1925, 1943, 2004 yapımı yine aynı adla uyarlanmış  filmleri mevcut.

2-Dracula (Bram Stoker):
 Yine yıllar önce 1992 yapımı filme uyarlamasını izlemiştim. Karizmatik vampirimiz
Duracula sevdiği kızı etkilemeye çalışıyordu.
 Güzel bir insan ve karizmatik vampir aşkı var gibiydi  yanlış hatırlamıyorsam filmde, bayağı  etkileyiciydi. Ancak kitapta böyle olmadığını romanı okuyunca fark ettim. Film kitaptan
 biraz farklı olsa da kitabını da filmi de çok beğenmiştim.

3-Frankenstein (Mary Shelley) :
Bu kitabın uyarlamasını izlediğimi hatırlamasam da izlemişim gibi hissediyorum. Bunun
hakkında o kadar bilgi var ki çok aşinayım konusuna.   Bazı kitaplar filmler o kadar çok şeye konu olur, bahsedilir ki ucundan berisinden konuya muhakkak hakim oluyorsunuz.

4-Otranto Şatosu (Horace Walpole):
İlk yayımlanma tarihi:1764
Gotik edebiyatın ilk örneklerinden sayılıyor.. Şato, gizem benim ilgimi çeken faktörler...
Tabii ilk örneklere ben hep temkinli yaklaşan birisiyimdir. Güzel olma ihtimali olabilirliği
yanında olmaması da mümkün.
Bunu belirtmemin sebebi iki farklı görüşle internette karşılaşmam diyebilirim.

Not: Kitabı okudum. Çok akıcı, sade bir anlatımı ve dili var. Konusu ise filmlerden çok aşina
 olduğumuz için biraz olağan gelebilir.
Şövalye, prens, şato, hırs, zorla evlilik, soyunu devam ettirme isteği ve arka planda hayaletler, doğaüstü belirtiler.. Hayaletler vardır; ancak arka planda iyilere yardım ettiklerini sezersiniz. Karakterler nezaket havasında, erdemli kelimeler, cümlelerle konuşurlar. Kısaca: Şu sevimli,
 şövalye filmleri var ya; onun gibi işte...Yalnız sonu biraz hüzünlü...

 Açıkçası  bu romanı okumadan önce niye gözümde büyütmüşüm, bilemiyorum.  Anlatımı,
dili ve konusu oldukça sade ve net...

5-Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi (Ann Raccliffe):
İngiliz  yazar Ann Radcliffe Gotik edebiyatın en önemli temsilcilerden biriymiş.  İngiliz kadın yazarların eserlerini beğenen biri olarak bu isimle yeni karşılaşıyorum.. Bu yazarın kitaplarını okumayı isterim. Kitapları hep gotik tarzında sanırım.

Yazar Ormandaki Aşk kitabı ile  Gotik romanda ustalığını kanıtlamış.
Gotik tarzı kitaplar yazan bir yazar olduğu için diğer eserlerini de araştırdım.

Yazarın Udolf Hisarı;  Ahmet Mithat Efendi tarafından Türkçe'ye çevrilmiş olarak bulunuyor.
Sanırım Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi ve Udolf Hisarı  adlı  kitapları dışında diğerleri
 Türkçe' ye çevrilmemiş olmalı ki  diğer romanlarını internette araştırdığımda pek bir şey
bulamadım.

6-Dr. Jekyll ve Mr. Hyde (Robert Louis Stevenson):
Kısa sürede okuyup bitirdiğim kitaplardan biri. Kitabı okurken konusu bana çok tanıdık gelmişti. Yine muhakkak film uyarlamalarını izlemiş olduğumu düşünmüştüm okuduğumda. Güzel,
ilginç bir eser.

7-Usher Evi'nin Çöküşü (Adgar Allan Poe):
 Adgar Allan Poe
kitaplarını hiç okumadığımı itiraf etmeliyim.
Yazar Gotik ve polisiye türünde eeserler yazmış olduğuna göre  film uyarlamalarını muhakkak izlemişimdir. Kendisine pek yabancı olmadığımı zannediyorum...
Gammaz Yürek(1843),  Kara Kedi(1843) : Yazarın diğer gotik eserleri.

8--Yürek Burgusu (Henry James):
İlk yayımlanma yılı: 1898
Kitabın konusunu öğrenince kesinlikle bu kitabı okumam gerektiğini düşünüyordum. İlgi çekici
 bir konusu var.
Ancak bu kitapla ilgili enteresan yorumları okuyunca biraz tereddütte kaldım. En iyisi bir de
 bu eseri ben  okuyup ne demek istenildiğini kendim  göreyim diyorum. Bu kitap ismini
okunacaklar listesine koydum.

Anladığım tek bir şey varsa da: Çok beklenti içinde okumamak gerektiği oldu. Bildiğimiz
hayalet öykülerinden biraz farklı sanırım.

Kitaptan uyarlanmış 1961 yapımı  The Innocents (Masumlar), 
2009 yapımı The Turn of The Screw adlı  filmler de var. Filmini mi izlesem acaba?
Not:
Merak ettiğim bu kitap  Bly'ın Gizemi ismiyle internette karşıma çıktı. Ve gerçekten de
anlatıldığı gibi kafanızda belirsizlik, soru işaretleri kalıyor. Tekrar okumayı gerçekten istiyorum.

Bu kitap  psikolojik-gerilim türünde bir yapıt da olabilir.
Kitabın sonuna doğru böyle bir ihtimal karşımıza çıkarken, satır aralarında ufak nüanslar ise hayaletlerin varlığını hissettiriyor. Yazar öyle bir kurgulamış ki bizi iki ihtimalle başbaşa
bırakmış.
Yaşanılanları dadının  anlatımıyla öğrenmemiz ise  maalesef gerçekleri net  görmemizi
engelliyor. Bu roman benim sevdiğim kitaplar arasında yerini aldı.

9-Vathek  (William Thomas Beckford)
İlk yayımlanma tarihi:1786
 Henüz okumadığım kitaplardan . Araştırdığımda Gotik öğeleri içinde barındıran masalımsı bir
kitap olduğu yönünde yorumlarla karşılaştım.

10-Notre Dame'ın Kamburu (Victor Hugo )
İlk yayımlanma tarihi: 1831
Yazımın başında  Gotik edebiyatında tespitlerimden  bahsetmiştim. Ve bu belirlemeden sonra
aklıma Viktor Hugo'nun Notre Dame'ın Kamburu adlı eseri geldi. Bu tanıma göre o zaman
bu kitap da gotik edebiyatında yer alması gerektiğini düşündüm. Araştırdığımda yanılmadığımı gördüm. Hem Gotik kurgu hem de romantizm türü olarak belirtilmiş.

 Bu kitabı okumadım.
Hakkında her şeyi bildiğimiz ancak okumadığımız klasiklerden. Hayal meyal filmini
hatırlıyorum. İnternetten özetini okuyunca tabii sonunu da öğrenmiş oldum.

11-Rebecca (Daphne du Maurier):
İlk yayımlanma tarihi 1938.
Türü; Polisiye, Gotik kurgu, Gizem ve Aşk romanı olarak geçiyor.
Okumak istediğim kitaplardan. Jane Eyre adlı kitaba benzer bir eser olduğunu yönünde
 bilgiler karşıma çıkmıştı. Bu yüzden okumak için hep aklımda tutuyorum.
Bu kitap hakkında  tahmin ettiğim gibi yorumlar çok olumlu.

12-Tepedeki Ev (Shirley Jackson):
Yine gotik edebiyatı temsilcilerinden bir yazar daha...Yazarın   Biz Hep Şatoda Yaşadık adlı
kitabı da Türkçe'ye çevrilmiş. İki kitabın konusu yine çok ilgimi çekti. Gotik edebiyatında
önemli bir yere sahip yazarlardan biriymiş.

İlginçtir ki hazırladığım bu listeye bakınca  gotik türünde yazan  kadın yazarlar
azımsanmayacak kadar çok. Hem de adını tarihe altın harflerle yazdırmış kadın yazarlar.

13-Undine (Friedrich de la Motte Fouqué):
1811 yılında ilk yayımlanmış olan uzun öykü Undine;
Gotik romantik  olarak tanımlandığı için ben de bu sıralamaya  kitabı eklemeye karar verdim. Açıkçası eser, korku ve gerilimden ziyade masal unsurları ile  karşımıza çıkıyor.

 Güzel bir kitap. Kısa sürede okuyup bitirdiğim bir eser. 

 Kitapta sadece ufak bir şey göze batıyor:
Bazı kitapların sonu hani  oldu bittiye gelir ve siz üstün körü anlatılarak bitirilmiş  duygusuna kapılırsınız ya bu  kitapta bazı yerler, özellikle ilginç varlıklarla karşılaşma anlarında bu
bahsettiğim oldu bitti durumunu hissettiğim için keşke biraz daha detaylı anlatsaymış ne
iyi olur düşünceleri geçti okurken ister istemez.

Yazar uzun uzun tasvir ve betimlemelerle olayları anlatsaydı eğer, bence bu kitap kat kat
 daha başarılı olurdu.  Bir şeyleri anlatmak yerine göstermek tabirini kastediyorum.

Tabii öyküyü okurken bununla ilgili bir açıklamayla da karşılaşıyorsunuz. Direkt okuyucuya seslenerek yazarın benzer bir olay yaşadığı için olayları uzun uzun anlatacak kadar gücü
 olmadığı ve bunun ona acı verdiği belirtilmiş.

 Yazarın da bu durumun bilincinde olduğunu böylece öğreniyoruz.
Böyle bir açıklama ve gerekçeden sonra  bizim de buna saygı duymaktan başka
 söyleyecek bir şeyimiz kalmıyor.

14-Sınırdaki Ev (William Hope Hodgson): 
Diğer romanlardan farklı olarak fantastik, gotik ve bilimkurgu öğelerinin bir arada olduğu
 bir eser.
Esrarengiz bir ev, çukur ve ürperten ormanın, mitolojik yaratıkların ve kozmik yolculuğunun
 olduğu; yani fantastik, gotik ve bilimkurgu öğelerinin iç içe olduğu bir kitap karşımıza çıkıyor.

Uzay yolculuğu tam  ifadeyi karşılamadığından bunu kullanmaktan vazgeçtim. Kitabın
tanıtımdaki  gibi  kozmik yolculuk tabirini kullanmam daha doğru olacağına karar verdim.
 Uzayda bir yolculuktan daha çok; uzayın, gezegenlerin; geçen zamanla birlikte durumları betimleniyor.

Oldukça akıcı bir dili var; ancak soyut olmasından mı zaman zaman pek odaklanamıyormuşum 
gibi bir hisse kapıldım.

Ayrıca;
Uğultulu Tepeler ve Jane Eyre kitaplarını internette gotik olarak belirtildiğini okuyunca epey şaşırmıştım. Şöyle detaylı düşününce aslında birinde kısa da olsa bir hayalet görünür, ilginç karakterler, dışa kapalı ev; diğerinde malikanede gizemli, psikolojik sorunlu kadın vardır.
 Böyle düşününce evet gotik ögeler yok değil. Bu iki kitabı severek okumuştum.

Northanger Manastırı:
Jane Austen'ın bu kitabı gotik edebiyat alanında yer verildiği için bahsetmeden geçemiyeceğim.
 Ben kitabı okumadım. Mini dizi olan uyarlamasını  izlemiştim. Uyarlaması ve kitap arasında farklılık var mı bilmiyorum.

 İzlediğim diziye dayanarak; 17 yaşındaki genç kızımız roman okumayı çok sever.  Okuduğu romanların etkisiyle hayallerinde mi desem  rüyalarında mı desem (belki her ikisi ) gizemli
 olaylar oluyordu.
 Tabii karanlık ve ihtişamlı yer olan Northanger Manastırında misafir kaldığı sürece burada
gizemli olan bir şeyler seziyorsunuz.

Bu kaldığı evde esrarengiz bir hava  söz konusu olması ve genç kızın  romanların etkisiyle
 yarattığı dünyanın gotik izler taşıması nedeniyle  bu kategoride gösterildiği söylenebilir.

Beyazlı Kadın: 
Wilkie Collins 'in yazdığı bu kitap daha çok duygusal gerilim romanı olarak tanımlansa da
bazı yerlerde gotik edebiyatı olarak belirtildiği ve bu sıralar da bu kitabı
okuduğum için bu yazımda değinmeden  geçemiyeceğim.

Ben bu kitabı çok sevdiğimi öncelikle belirtmek isterim.

 Bu romanı okuduğumda hayaletlerle karşılaşmadım. Korkunç kişiler de yok. Tabii tuhaf
kişiler,  kötülük yapan ilginç karakterler var. Romanda  gizem, sır  söz konusu.

Hayalet gibi bir görünüp bir ortaya çıkan bir kadın, gizem ve sırlar...Ve daha sonra bu
sırrı bulmak için mücadele eden genç bir erkek...

Kafamda tam olarak bu kitabı nereye oturtacağımı bilemesem de eseri farklı ve önemli
kılan  şu tanım biraz olsun bize yardımcı olacaktır.

Bu kitap için şöyle bir tanımlama yapılmış: Gotik edebiyatının gerilimini İngiliz edebiyatının gerçekliğini birleştiren türün ilk örneği.

Yalnız severek okuduğum bu kitabın sonu ile ilgili bir şeyler  söylemek isterim.
Yazar birçok şeyi yarım bıraktığı izlenimini edindim. Aslında hikaye çok farklı yöne giderken
ve çok ilginç, heyecanlı bir yere doğru ilerlerken sanki yazar bakmış kitap çok uzayacak burada bitireyim, demiş gibi; ana karakterleri mutlu sona  kavuşturup kitabı bitirmiş.

Doğal olarak  geri plandaki olaylar soru işareti olarak kalmış. Neyse ki baş karakterlerin akibetini biliyoruz. Bu da bizi biraz olsun  rahatlatıyor.


Ders Calısmak Artik Cok Kolay

ders çalışma yöntemleri
Ben hiçbir zaman çalışkan bir öğrenci olmadım. Ancak zaman zaman parladığım dönemler olmuştur...

İşte bu parlak dönemlerden ve sonradan öğrendiğim, gözlemlediğim bilgilerden yola çıkarak ders çalışma yöntemlerini; 
 kısaca ders çalışma ile ilgili yakından uzaktan bildiğim, öğrendiğim, gözlemlediğim  ne varsa yazmaya çalıştım....

En parlak yıllarımı düşündüğümde  ortaokul yıllarım olarak hatırlıyorum.

Ortaokulda başarımın sırrı ise:
Hocalar ödev verirdi, ödevlerimi yapardım. Dersi derste dinlerdim.
Sınav zamanları ders çalışmakta zorlanan birisiyim. Stresten...Gerçi  bizim zamanımızda verilen ödevleri biz yapardık şimdi veliler yapıyor...Gerçi en ileri eğitim sistemine sahip Finlandiya' da ödev diye bir şey yokmuş....Gerçi artık onlarda ders diye bir şey de yokmuş....

Biraz hocaların kaliteli anlatımı da benim başarımı etkileyen faktörlerdendi.
Bilgiyi düzenli veren ve düzenli not yazdıran hocaların derslerinde hep başarılı olmuşumdur.
Beni çalışmaya sevk etmiştir.

Gerçekten de merak ediyorum sizlerde de öyle mi? Bir bakın bakalım. Başarılı olduğunuz
dersi düşünün bir de çok güzel notların olduğu defterinize bakın. Bu iki şey arasında bir
 bağ var mı?
Şimdilerde tabii internet var. Konuları anlatan çok başarılı  videolar var...Bizim zamanımızda
bunlar olsaydı keşke benim için her şey belki daha farklı olabilirdi.

Bir psikologdan mı kişisel gelişim uzmanından mı dinlemiştim tam hatırlamıyorum...Belki bir
 kitapta okumuş da olabilirim. 

Herkes başarılı olabilir, zihninden geçen olumsuz düşünceleri bertaraf edebildiği sürece. Başarımızı engelleyen en önemli neden zihnimizdeki olumsuz düşünceler ...
Buna kesinlikle katılıyorum. Dersleri derste dinleyemiyoruz zihnimiz başka diyarlarda olduğu için....Ders ise çalışamıyoruz; çünkü başarılı olmayı hak etmediğimiz gibi duygular, düşünceler
 bizi sabote ediyor. 

Öncelikle başarılı olmanızı engelleyen faktörleri belirleyin:
Neden bazı öğrenciler çalışkanken bazıları tembel? Bu iki  insanı birbirinde ayıran fark nedir? 
Zekaları mı? Açıkçası çok çalışkan  arkadaşlarımın  bazı dersleri anlamıyorken sınavlarda yüksek puan aldıklarını görmüştüm. Onların pes etmeyip o konuyu bilen birine sorduklarını, işin peşini bırakmadıklarını söyleyebilirim.

Öncelikle zekanıza güvenin. Kendinize güvenin.
Kimse kimsenin zeka seviyesini bilemez. Zekanın ne kadar geliştirilebileceği yönünde bir kıstas
 bile yok.

Bilgiyi öğrenmek kolay. Sadece öğrenmek için caba gösterin. Araştırın. Biri iyi anlatamıyorsa, başka bir kaynak daha basit şekilde anlatmıştır muhakkak...Biri anlatıp geçmişse
 başka bir kaynak örneklerle daha iyi bahsetmiş olabilir.

1-Psikolojik Olarak Kendinizi Hazırlayın:
İnsanların manipülasyonlarına karşı önce kendinizi eğitin. Hem içsel hem de dışsal sabotajlara
 karşı önlem almak önemli. Bazen başarılı olmak ilgiyi üzerinize çekmek demektir. Taktir
edenler olduğu gibi sizi olumsuz etkileyecek tavırlar da korkutuyor olabilir.
Size şunu söyleyebilirim.

 Doğru düşünce ve doğru tavırla bunun üstesinden gelebilirsiniz. Siz başarılı olduğunuz için
negatif muamele ile karşılaştığınız gibi başarısız olduğunuz da da aynı durum söz konusu...
İnanın değişen bir şey yok.
O yüzden başarılı olmayı seçin siz.

Ben başarılı olduğum dönemlerde hep güzel geri bildirimler aldım. Neden olumsuz tavırlarla karşılaşacağım korkusu oluşmuş zihnimde  bilemiyorum. Sanırım bir bilinçaltıma inmem
gerekiyor...

2-Başarılı Olmayı Hak ettiğinizi Kendinizi İnandırın:
Hep aynı kişiler sınıfın en başarılısıdır. Ve herkes de o kişileri öyle kabul eder...Bu başarılı kişiler arasında niye siz olmayasınız ki...Bununla ilgili kendinize telkinler yapabilirsiniz. Olumlamaları tekrar etmek de olabilir.

3-Hangi Saatlerde Ders Çalışmanız Gerektiğine Karar Verin:
Benim hayatımda gözlemlediğim bazı şeyler oldu. Mesela sosyal hayatı olan bazı öğrenciler gündüzleri normal sosyal hayatına devam ederken akşamları kendilerine ders çalışmak için bir  zaman dilimi  ayarlamışlardır. Ya da sabahın erken saatlerini...
Bu tabii sosyal hayattan vazgeçemeyenler için bir öneri bu...

Sizin için en uygun ders çalışma vakitleri ne zaman önce onu tespit edin. Muhakkak az çok bir fikriniz daha önceki yıllardan oluşmuştur....

4-İnternetten, Sosyal Ağlardan Kopamıyorum mu, diyorsunuz: 
 O zaman bunu fırsata çevirin. Derslerle ilgili videoları izleyin,  ders içerikli sosyal ağları
takip edin.
İnternet dünyasını bilgi ve öğrenmek için kullanın.

5-Öğrenme Stilinizi Bulun:
-Yazarak Çalışmak mı:
Yazarak çalışmak  öğrenme için daha iyi olduğunu tavsiye eden uzmanlar olsa da siz
bu şekilde çalışmayı sevmiyorsanız bunun bir önemi kalmıyor o zaman.

 Derste zihninizi vererek not almanız, hocanın söylediklerini yazarak zaten bu aşamayı
 yaşıyorsunuz. Algılarınızı yazarken açık tutun. Ne yazdığınızın farkında olun.

Benim öğrenme metodum yazarak çalışmaktı. Kendi cümlelerinizle notlar çıkarmak,
öğrendiklerinizi yazararak ifade etmek önemli öğrenme yollarından biri.

-Dinleyerek Öğrenmek mi:
Derste hocayı dinleyin. Anlamaya çalışın. Derste dinleyerek öğrenmek önemli. Hocanızı dinlediğinizde ikinci bir öğrenmeyi de sağlamış oluyorsunuz aslında.

Ek olarak derslerinizi telefonunuza kendi sesinizle kaydedebilir ve bunu dinleyerek
 öğrenebilirsiniz. Hatta Konuyla ilgili videoları izleyebilirsiniz. Bilen birinden O konuyu dinleyebilirsiniz. Birçok alternatif var artık günümüzde.

-Yüksek Sesle Okumak mı: 
Belki de notları yüksek sesle okuduğunuzda iyi öğrendiğinizi düşünüyorsunuz. Bu da bir yöntem. Bazı arkadaşlarımın gürültülü yerde çalıştıklarını, çalışırken sesli okuduklarını duyduğumda çok şaşırmıştım. Benim için sessiz ortamlar olması gerekiyor...

-Birine Anlatıyormuş gibi Çalışmak mı: 
Bir konuyu okurken karşınızda biri varmış gibi okumak, anlamadığınız yerde sorular sormak öğrenmek için diğer önemli bir yol. Bunu ben hiç başaramadım. Ama sizin için uygun bir yol olabilir..
Ayrıca arkadaşlarınıza çalıştığınız konuyu anlatabilirsiniz.

Yapacağınız kendi öğrenme metodunu bulmak ve çalışmak. Belki bu yöntemlerin birkaçını da uygulayabilirsiniz...

Dersi derste dinlediğinizde öğretmeninizin yazdıklarını algınız açık olarak yazdığınızda iki
yöntem kendiliğinden uygulanmış oluyorsunuz aslında...Bi de dersten önce o konuyu bir kere
 okuduğunuzu düşünün..Bir konuyu üç kez farklı yöntemle aşina olmuş olursunuz.

O sınıfta zaten olacaksınız; zihninizi öğretmenin ne anlattığına odaklamaya çalışın ve 
hocanın söylediklerini zaten yazacaksınız;  yazarken ne yazdığınızın bilincinde olun.





6- Derslerden önce ilgili konuyu  bir kere okuyun: 
Derste işlenecek konuyu önceden bir kez okuyup öyle derse girmeniz hem dersleri dinlemenizi  sağlayacak hem de sizler için konu tekrarı olacak.

Hayatımda birkaç kez uygulamışımdır. İnanın hocanın ne dediğini daha iyi anlamama vesile olmuştur. Bir de ister istemez hocayı can kulağıyla dinliyorsunuz. Tabii tüm okul hayatım boyunca uygulasam iyi olurmuş...Ben yapmadım siz yapın...

Feynman tekniği yukarıda öğrenme stillerin hepsini olmasa da çoğunu içinde barındıyor aslında...

7-Feynman Tekniği: 
Bu tekniği uzun zamandır araştırıyordum. Videoları izlediğimde bu tekniği anlatanların uygulamakta biraz başarısız olduklarını fark ettim. Haksızlık etmeyeyim iyi anlatmışlar; ancak ufak tefek eksikliklerin giderilmesi gerekiyor.

 Yazılara göz attığımda ise anlamadığım bazı noktalar oldu. Bu konuda bilgisi olanlar da yüzeysel olarak anlatıp geçmişler. Ben de bu tekniği anladığım kadar yazmaya çalışacağım.

 Öğrenci olsaydım eğer bu tekniği  uygulayıp size daha iyi anlatırdım. Bilgi düzeyinde yazmak benim için gerçekten zor. Çünkü araştırdığım bilgiler uygulamadığım takdirde bana havada kalıyor izlenimi veriyor.

Yalnız fark ettiğim  şöyle bir problem  de var. Bu tekniği tam kavramadığınız taktirde öğrenme şekliniz ezberden öteye gitmiyor. Bizim amacımız ezberlemek değil, detaylı bir şekilde anlayıp, öğrenmek. Buna dikkat edin. Tekniği uygulayacağım diye öğrenme kısmını atlamayın.

Feynmen tekniği adını bu tekniği geliştiren Richard Feynman adlı zattan almış.

 Öncelikle öğrenmeniz gereken konuyu belirleyin.
                                                                   
Bir bilgiyi anlaşılır ve basit hale getirin: 
Bir konu basit ve  iyi anlatıldığı sürece herkes o konuyu öğrenebilir savını öne sürüyor Feynman. Ben yıllarca bu görüşü savunan biri olarak Nobel ödülü almış birinden bunu duyunca ben harcanıyorum buralar da diye düşünmeden edemedim...
                                                                        
Birine öğretmek öğrenmenin en iyi şeklidir:
En sade, en basit şekilde o konuyu anlatabiliyorsanız anlamışsınız demektir, diyor Bay Feynman. Bir konuyu 6 yaşındaki bir çocuğa  anlatamıyorsanız siz de anlamamışsınız demektir diyen Einstein'nın görüşünü savunuyor...
                                      
Temel İlkeleri Öğrenin:
Bir konunun ana ilkelerini iyi öğrenin.
Örneğin Bir matematikte soru çözebilmeniz için temel formülleri bilmeniz gerekiyor. Bundan yıllar yıllar önceydi,  hesaplamam zor olacak...Örneğin yaş problemlerinin bazılarını çözerken bazı soruları çözemediğimi fark etmiştim. Bunu halletmeye karar verdim.

Yaş paroblemleri için verilen formülü inceledim. Mantığını anlamaya çalıştım. Farklı soru stillerinden örnekler vardı. İnceledim. Temel ilkeyi öğrendim. O kadar konuya hakimdim ki sınavlarda yaş problemi gördüğümde elimden kurtulamıyordu.

Kendime güvenerek çözerdim. Bunun en önemli nedeni temel ilkeleri, işin püf noktalarını öğrenmemdi. Tüm konuya hakimdim. Her türlü soruları çözerken o temel ilkeleri uyguluyordum. İsterse farklı şekillerde sorulsun, hiç sorulmamış tarzda  sorulsun hiç fark etmez.

Tabii tüm derslere bunu uygulasaydım iyi olurdu...Bu istikrarı diğer derslerde göstermemem hiç olmamış...Kendime üzülerek bakıyorum şu an...
                                                                                                                             
Anlamadığınız yerlerde kaynağa geri dönün. Eksikliklerinizi tamamlayın:
Konuyu yazarken ya da tekrar ederken eksiklikleriniz olduğunuzu görünce kaynağa bakın.
Eksiğinizi giderin ve kaldığınız yerden devam edin.

Şimdi okuduğunuzu tamamen anladınız. Anlamadığınız yerleri açıklığa kavuşturdunuz. Şimdi Basit cümlelerle başka bir kağıda yazın ya da anlatın. Daha sade, basit bir anlatımla .En önemlisi kendi cümlelerinizle...

Bu tekniği bir konuya çalışırken kullanacağınız gibi, bir konuyu yeterince öğrenip öğrenmediğinizi anlamak için de kullanabilirsin.

 Bu tekniği anladıysanız eğer ben de iyi anlatmışım demektir. Dolayısıyla ben de bu tekniği iyi biliyorum demektir. Anlamadıysanız eğer Feynman tekniği der ki başka kaynaklara başvur,  eksikliklerini gider...
ders nasıl çalışılır



8-Plan Yapmak:(Ders Çalışma Programı Hazırlayın)
Bir planınız yoksa bir gün ders çalışır bir gün çalışmazsınız. O yüzden önce bir plan
yapmanızı tavsiye ederim. Hangi saatlerde ne çalışacağınızı belirleyin ve bir kağıda bunu yazın.
 Her çalışmanız bittiğinde tarihle belirten yere artı işareti, ister çarpı, ister yıldız hangisi hoşunuza giderse onu koyun. Bu çok yararlı bir çalışmadır. 

Zihninize bu konuyu çalıştım bilgisi verirsiniz. Bir konuya hakim olduğunuzu bilmek
diğer çalışmanız gereken konulara yönelmeniz için itici bir güçtür.
Düzen ve disiplinli hareket etmek önünüzü görmeniz için  önemlidir.

Ertesi gün ne çalışacağınızı  kağıtta yazılı olması  kararsızlıktan sizi kurtarır. Harekete
geçmenizi sağlar.

Bullet journal diye bir furya var. İnanamadım. Bullet Journal hayatınızı planlamak için
kullanılan  bir defter. Öğrenme bozukluğu yaşayan birisi tarafından keşfedilmiş. Ben
 bu kadar karmaşık bir plan defteri hayatımda görmedim. Disleks sorunu yaşayan bir insan
 için çok karmaşık bir ajanda gibi geldi ama. Demek yanılıyorum.

 Bunu yapanı da uygulayanı da  çok tebrik ediyorum. Ciddiyim.. Resmen bir  sanat şaheserleri...
bir resimler çizmişler ki strese girme sebebimdir...

Ufak minik çizimler yapayım dedim olmadı; dergi, gazeteden resimler kesip yapıştırayım dedim öyle
 hoş resim bulmak mesele; baktım bir sıkıntı, bir afakan soldan soldan geliyor...Bana o kadar karmaşık geldi ki bir ajanda mı bir  sanat eseri mi belli değil, beni hayattan soğuttu. En son
 bu bana göre değil dedim...
 Zaten o kadar karmaşık bir şeyi uygulayabiliyorsanız siz zaten hayatta her şeyi başarırsınız...

Ben en iyisi  mütavazi  spiral defterime geri döneyim.
Kısacası bir plan defteri  kişiden kişiye değişir. Bir defter de size zor gelebilir. O zaman siz de
 bir kağıda çizelgenizi oluşturup duvara asabilirsiniz. 

Bu maddeyi es geçmeyin. Bir konuyu çalıştıktan sonra bu çizelgede o satıra işaret koymak inanın  motivasyon açısından da size çok faydası olacak...
ders çalışmak







Bir Plan Ağacı
9-Hedeflerinizi Yazın:
Bir hedefiniz olsun. Amacınız ve hedefiniz yoksa çalışmanız için bir sebep de olmaz. Kendinize bir hedef belirleyin...Örneğin ileride hangi mesleğiniz olmasını istiyorsunuz.  O meslekle ilgili fotoğrafları yapıştırın.
Ya da daha yakın bir hedef hangi üniversiteye gitmek istiyorsunuz? Onu ve bölümünü yazın bir kağıda, asın duvarınıza.

10-Anahtar Kelimeleri Daire İçine Alın:
Kitaplar, ders notları bazen sadece bir  başlık altında verilir. Ve o konu içinde birçok önemli
şeyler anlatır. Bu yazımı düşünün. Yan başlıklarla maddeler halinde yazdım. Şimdi bu yan
 başlıklar olmadığın düşün. Ve siz bu yazımın içinde, bu uzuun yazımın içinde bilgiler içinde kaybolurdunuz.

Hem okurken ara başlıklar size okumanızı kolaylaştırıyor hem de tekrar bu yazıma şöyle göz attğınızda bu başlığı gördüğünüzde bu paragrafta yazdıklarımı hatırlayacaksınız.

İşte bu yan başlıklarım olmasaydı eğer sizler anahtar kelimeleri daire içine alarak bir nevi bunu
 yine uygulamış olacaktınız. Bunun ne faydası var? Hem  bir başlık altında neler anlatıldığını geniş çerçevede görmenizi hem de  bilgileri hafızaya alma konusunda yardımcı olacaktır.

Yani Ders Çalışmak Artık Çok Kolay başlığı içinde yan başlıkları yok sayın. Anahtar kelimeler olarak siz daire içine  aldığınızı düşünün.

Bir konu içinde belli konular yan başlıklarda belirtilmeden  yazı içinde geçer. Ve siz o anahtar kelimeleri daire içine alarak çalışmanızı kolaylaştırabilirsiniz.
ders çalışma yolları

Yukarıdaki resimde Öğrenme Stilinizi Bulun yazımın bir kopyası var.  Düz olarak yazıyı örnek olarak verdim. Yazarak çalışma, dinleyerek öğrenme, yüksek sesle okumak..gibi anahtar kelimeleri ben daire içine aldım.
Bu benim seçtiğim anahtar kelimeler. Böylece o daire içine aldığım kelime grubuna  ve başlığa baktığımda konunun bütünü görebilmemi sağlıyor.

Ve o daire içine aldığım anahtar kelimelere baktığınızda öğrenmenin ve bilginin akılda kalması daha kolay olduğunu göreceksiniz.
 Ben bu tekniği Melih Duyar'ının Hafıza Teknikleri seti vardı, oradan öğrenmiştim. Daha sonraki  yıllarda da hocamız derste bunu bizlere anlatınca bu bilgi pekişmişti.

Bu anlattıklarım umarım ders çalışmanız açısından faydalı olur.


2018 yili icin Hayal Panosu

hayal panosuKişisel gelişimde hayal ponasu istekler ve hedeflere ulaşmak için kullanılan yöntemlerden. 

Kararlarınızı, isteklerinizi, planlarınızı, hedeflerinizi ifade eden resim veya fotografları bir panoya yapıştırmak;  hayallerinizi gerçekleştirmek  için bir adım. 

Bunun ister çekim yasası olduğunu düşünün, ister bilinçaltınızı programlamak, ister hedeflerinizi hatırlatmanın bir yolu.... 2018' e girerken ben de hedeflerimin olduğu bir hayal panosu oluşturmaya karar verdim.

Bloğumda bunu paylaşmak düşüncesi beni harekete geçirdi. Yoksa bu konuda bir şey yapacağım yoktu aslında.

Bizzat yaşadığım bir olayı anlatmakla başlamak istiyorum konuya:
 Bir gün bir gazetede hoş bir odanın fotografını gördüm. Çok beğendim. O fotoğrafı hemen  kestim. Odamın bir köşesine koydum. Gözümün göreceği bir yerde değildi aslında. Kuytu köşede duruyordu.

Bir süre sonra aile bireylerinden birinin eve saatle gelmesiyle şok oldum. Burada önemle belirtmek isterim o kestiğim fotoğraftan hiçkimsenin haberi yok.

Saat tıpa tıp fotoğraftakiyle aynıydı. Diyeceksiniz saatler hepsi birbirine benzer...Ben de diyorum ki tahta, kahverengi bir saat düşünün. Gemi dümeni şeklinde bir saat alma olasılığı ne kadardır, ve benim onu kesip koyduğum zaman dilime rastlaması...

Ve bu saati alan kişi o kestiğim fotoğraftan haberi olmaması... ilginç değil mi? Ben alsam bilinçaltım beni yönlendirdi diyeceğim ama....
(İnternette gemi dümeni saat diye aradığımda bile görseller o fotoğraftaki saate uymuyor)

 Sonra durup duruken odamı değiştirmenin ne alemi var diye o kağıt parçasını çöpe attım. Odama bakıyorum da yatak, dolap o resimdeki gibi bir süre daha o resmi tutsaymışım o köşede,  tıpkısını aynısı bir odam olacakmış...
hayal panom






Bir örnek daha;
Hıdırellez günü bir kağıda iki katlı bir ev çizmiştim. Semtini bile yazmıştım. O saati getiren yakınımın, çizdiğim o resimdeki  gibi   semtte  iki katlı bir evi  satın alma girişimleri olunca hayret etmiştim..

 Para sıkıntısı çektiği için bana ortaklık teklif etmesiyle çizdiğim gibi bir evim olmasına ramak kalmıştı anlaşılan. Tabii  kabul etmedim. Ortaklık zor zanaat...Tabii borca girmek  de istemedim.  Bu olay bana ders oldu.

O günden sonra hedeflerimi, dileklerimi yazarken  altına muhakkak ismimi yazıyorum. Bütünün ve herkesin iyiliğine olmasını diliyorum. Herkes kendi hayallerini gerçekleştirsin, bir karışıklık olmasın lütfen. Vesile olan insanların da iyiliğine, mutluluğuna olsun isterim. Birileri üzülecekse istediğim eve kavuşmuşum ne anlamı var ki...

Aşağıda yer alan hayal ponamda en çok istediklerime yer vermedim.  Biraz hayallerde uçmuş olabilirim..Biraz zoraki hazırladığım bir pano olduğu için biraz yüksekten atmanın bir mahsuru olmayacağını düşünüyorum....Gerçekleşirse de en azından hayal panosunun önemini vurgulamış olurum...Her şey sizin için...

Ayrıca bir bilgiye sahipseniz ister inanın ister inanmayın o sizin bir parçanız oluyor ve bu bilgiyi kullanıyorsunuz. Dilek, hedefler için yeniayda harekete geçin diye bir bilgiyi de kullanmasam olmazdı. 18 Aralık 2017'de yeniay var. Bu yazımı da o gün yayımlamayı düşünüyorum. Sonuçta işin içinde hedefler, istekler var...İşimizi garantiye alalım...dedimse de kaç gündür duruyor bu yazım. Bir gün daha bekleyemiyeceğim sanırım...

2018 yılı için Hayal Panom:
hayal panosu 2018






Hayal panosunu; gerçekleşmesini istediğiniz şeylerin fotoğraflarını dergilerden kesip bir kartona yapıştırmaktan ibaret. Ve evinizde göreceğiniz bir köşeye asın. Ben hayal panomu bilgisayarda yaptım. İsterseniz resimlerin altına birkaç cümleyle de hedeflerinizi, isteklerinizi yazabilirsiniz. 

Not: 
Bu panoyu sadece dilekler için değil; hedefleriniz, alışkanlık edinmek istedikleriniz için, yapacaklarınız için de uygulayabilirsiniz...

Yani hedefinizde bir ev, araba  almak varsa istediğiniz bir modeli dergiden seçip bu panoya yapıştırabilirsiniz. Kitap okuma alışkanlığı kazanmak istiyorsanız bununla ilgili bir görsel koyabilirsiniz.

Mesela; hangi üniversiteyi, bölümü kazanmak istiyorsanız panonuzda yer aldığını, karşınızda  olduğunu düşünün. Hedefleriniz hep gözünüzün önünde olacak...

Bunu rehberlik ve danışmanlık yapan öğretmenlerin de üniversiteye hazırlanan öğrencilere önerilerinden biridir...Bir kağıda kazanmak istediğiniz üniversite ve bölümü yazın ve masanızın üzerine koyun derler. Siz hem resimli olarak hem yazıyla bunu yapabilirsiniz...